And I Will Always Love You Bebeğim…

 

Yaşı büyük olanlar  için yukarıdaki poster çok tanıdık gelebilir. Nedeni için buyurun aşağıdaki postere;

 

 

Posterlerin benzerliği sizi yanıltmasın, karşımızda cıvık bir parodi filmi ya da muç muç romantizmin olduğu duygusal bir film yok. Aksine tam bir türlü var, aksiyonun, komedinin hafif bir duygusallığın olduğu bir film.

Bir yerlerde tüm sinema dünyası incelendiğinde temelde 7 ya da 8 konunun bulunduğunu okumuştum. İşte bu filmde birbiri ile zıt iki karakterin mecburi seyahatlerinde başına geçenleri anlatmakta.

Bu konuyu kısaca özetlersek dünyanın en iyi korumalarından Michael Bryce (Ryan Reynolds, İnsan Hakları Mahkemesinde eski bir Sovyet ülkesinin diktatörü aleyhinde tanıklık yapmak için hapishanede bulunan dünyanın sayılı kiralık katillerinden biri olan Darius Kincaid’i (Samuel L. Jackson)  mahkemeye zamanında yetiştirmek için farklılıklarını bir kenara bırakıp peşlerindeki bir sürü it kopuk belalı adamla mücadele etmek durumundadırlar. Bunu yaparken tabii ki eski husumetler, kalp kırıklıkları, ahlak sorgulaması gibi konulara da girecekler.

 

Filmin kesinlikle çerezlik olduğunu belirtmeliyim ancak sözlerimi bitirmeden film izlenecekse kesinlikle Samuel L. Jackson ve ardından da Salma Hayek‘in Darius ve Sonia Kincaid karakterlerine hayat verişleri,  Darius ve Sonia Kincaid’in çarpık aşkları ve  Samuel L. Jackson‘ın “motherfucker” kelimesine getirdiğini edebi boyut için kesinlikle izlenmesi gereken bir film.

 

Sevgiler,

EB

 

 

Hanginiz Kara Şövalye? Kara Şövalye Benim! Hayır Benim!

2008 yılı Çizgi Roman sevenler, sinema sevenler hem çizgi roman hem de sinema sevenler için çok güzel bir yıl oldu.  The Dark Knight, Iron Man, The Incredible Hulk, Wanted (Evet bu da bir çizgiroman uyarlaması) , Hellboy 2, The Punisher 2 (her ne kadar çok başarılı olmasa da gönlümde yeri ayrı) gibi kimisi şaheser kimisi, izlemesi zevkli kimisi de niyeti iyi ama başarılı olmayan sadece janrı sevenlere hitap eden filmler oldu. The Dark Knight ise açık ara bu filmler arasında en iyi çizgiroman hatta o sene çıkmış olan en iyi filmlerden bir tanesiydi.

Film gerçekten çok başarılıydı, tabii bunun nedenlerinden en önemlisi Christopher Nolan gibi gerilimi had safhada başarılı filmler çeken bir yönetmenin direksiyona geçmesi bundan üç yıl önce Batman Üçlemesine Batman Begins ile başladığında “Super Kahraman filmi dediğin renkli ve cancanlı olur” algısını yıkması ve tabii ki çekimler sırasında ölen Heath Ledger ‘ın Joker ve Aaron Eckhart ‘ın Harvey Dent a.k.a Two Face  yorumları başta olmak üzere tüm oyuncuların (ironik bir şekilde Christian Bale ‘i ayrı tutuyorum zira başrol olmasına rağmen en iyi performanslarından birini gösterdiğini söyleyemeyeceğim) performanslarını sayabiliriz.

Şapka çıkartıyoruz…

Sobanın yanına bu sefer ben oturmasam?

 

Sonuç olarak film basit bir çr uyarlamasından uzak başarılı bir gerilim/polisiye filmi olmuş. Bu üçlemeden sonra yeni bir solo filmi görmedik ama Ben Affleck ‘in oynadığı yeni Batman karakterini görmüş biri olarak hala film olarak en iyi Batman üçlemesinin  Christopher Nolan  ‘ın çektiği bu seri olduğunu söyleyebilirim. En iyi Batman mi? Tabii ki çocukluğumun idol Batman’i Michael Keaton 🙂

 

Sevgiler,

EB

info@sinepir.com

Hulk EZER! Hem de Marvel Tarzıyla!

2000li yılların sonlarına doğru aslında benim için çok da kötü olmayan bir furya başladı. Teknolojinin gelişmesi ile yılda bir hatta iki yılda bir  kere çekilen çizgi roman filmlerinde yoğun bir patlama yaşandı. Bu dönemde Marvel adlı çizgi roman şirketi de… Ha bu arada herkesin uzman olmasını beklenmeyeceğinden şöyle söyleyeyim Marvel firması  gazlı içecekte Coca Cola firması neyse çizgiroman dünyasında öyle bir şirket. Allah uzun ömür versin 94 yaşındaki Stan Lee’nin önderliğinde bir çok karakteri bu üstadın elinden geçmiş firma  2008  yılı itibari ile “Kardeş biz karakterlerin film haklarını bir sürü firmaya verdik ancak hayranlar hiçbir filmi doğru düzgün beğenmiyor” geri bildirimlerinin de etkisiyle kendi filmlerini kendilerinin çekeceği bir stüdyo kurdu. Hala bazı karakterlerin (X-Men, Fantastic Four, geçtiğimiz yıla kadar Spider-Man)  film hakları başka firmalarda olsa da  karakterlerin çoğunu tek çatı altında topladı.  2008 yılında da Phase 1 denilen filmlerin ilk fazını başlattı.

 

Hulk yıllardır aslında TV ya da sinemada daha önce arz-ı endam etmişti.  1978-1982 yılları arasın TV serisi olarak yayınlanmıştı. Tabii ki dönemin şartları nedeniyle biraz eğreti dursa da Lou Ferrigno gibi yüreği yumuşak kendi sert bir adamı şov dünyasına kattığı için bile başarı bir seriydi aslında.

 

HULK STEREOID İSTİYORR

 

Daha sonra 2003 yılında bir Hulk izledik ki evlere şenlik. Genelde estetik sahneleriyle meşhur Çinli yönetmen Ang Lee’nin Hulk yorumu oldukça edebi olsa da maalesef Hulk gibi bir karaktere uymamıştı.  Bu nedenle elimizde kötü efektli devamlı aşağıdaki görseldeki gibi hüzünlü bakan, alt kimliği olan Bruce Banner’ın da çelimsiz olması gerekirken fit kaslı bir Eric Bana tarafından oynanmış olan ne idüğü belirsiz bir Hulk filmi kaldı.

 

HULK TRİP ATAR!

 

Geçmişe biraz değindikten sonra gelelim elimizdeki  Hulk filmine.  Kendini radyoaktif bir deneyde kazaya maruz kalan bilim adamı Bruce Banner en ufak bir sinirlenme durumu olduğunda 2.5-3 metre boyunda iri mi iri bir deve dönüşmesinden mütevellit Amerikan Hükümeti tarafından devlet düşmanı olarak ilan edilmiştir. Bu nedenle ülke sınırı dışında kaçak bir hayat yaşamaktadır. Halinden kendi de memnun olmadığından derdine bir çare bulmak için uğraşmaktadır. Ancak tabii ki Amerikan Hükümeti özellikle de eski kayınpederi  General Ross Bruce Banner’ı ele geçirmek için her yolu deneyecektir.

 

Film sonuçta bir sanat filmi değil o nedenle çok da birşey beklememek lazım. Ancak bol hareket seviyorsak Bruce Banner’ı oynayan Edward Norton’a hayransak (ki aslında bu kadar ticari bir filmde nasıl oynamış diye şaşırırken zaman beni haklı çıkardı ve Marvel serilerinde Hulk’u oynamayı Mark Ruffallo’ya bıraktı), Liv Tyler gibi yılların eskitemediği bir tatlılığı ekranda görmekten sıkılmıyorsak ve Tim Roth gibi bir karakter oyuncusunu filmin kötü karakteri Emil Blonsky/The Abomination rolündeki döktürmesine bayılıyorsak kesinlikle izlenmesi gereken bir film.

Ha şu an iyice dallanıp budaklanmış olan Marvel Sinema Evreni’ne bu filmi izlemeden de girebilirsiniz tabii hiç bir kaybınız olmaz o ayrı konu.

 

Sevgiler,

EB

info@sinepir.com

Gelirken Bana Temiz İç Çamaşırı Getir Sevdiğim…

 

Selamlar!

Dün de gazımızı almışken sıcağı sıcağına bu sıcak havada izlediğim bir filmi daha paylaşmak isterim.

Hapishaneden yeni çıkmış  Ari Irka inanan bir çeteye mensup olan Jacob biraz tehdit biraz da hayatta kalma dürtüsü ile oldukça büyük bir suçun planlarını yapar.

Evet bu şekilde konuyu özetleyince oldukça tırt bir filmmiş gibi algı oluşmuş olabilir ancak kazın ayağı öyle değil tabii ki. Oldum olası suç-hapishane filmlerini sevmişimdir.  Bu türün şahane örnekleri tabii ki başka bir yazının konusu olacak. Bu filme gelecek olursak ana karakterin aslında hapise girmeden önce otuzlu yaşlarında plazada çalışan evli ve bir çocuk sahibi bir beyaz yaka olması ve anlık bir kaza nedeniyle mapusa düşmesi ve orada Amerikan ıslah sistemi sağ olsun hayatta kalmak için neo-nazi bir çeteye üye olması ile  içinden çıkan hayvan ile tam bir suç makinesine dönmesini izlemek aslında insanın aklına bu bende olabilirdim sorusunu getiriyor gerçekten ürpertiyor. Filmde de Jacob’un (Daha sonra eski borsa geçmişi referans alınarak Money lakabını alıyor) bu inanılmaz dönüşümünü  yerinde flashbackler ile anlatımı, ekonomik işlere kafasının basması ile yeni bulunduğu ortama adapte olması eğitimli bir suç makinesi olması sayesinde bulunduğu ortamı domine etmesini sürükleyici bir biçimde izliyoruz. Tabii ki çağımızın kanayan yarası Spoiler’ı vermemek için daha fazla birşey söyleyemeyeceğim ancak filmin sonuna kadar Jacob hakkındaki düşüncelerimizin netleşememesi bu muğlaklığı sonuna kadar sürdüren senaryoya ve yönetmenin hikayeyi işleyiş şekline oldukça borçlu olduğunu söyleyebilirim.

Yönetmen demişken yönetmen Ric Roman Waugh’un 9 yıl önce çektiği gene hapishanede geçen ancak daha klostrofobik ve şiddet içeren 2008 yapımı  Felon filmini de ayrıca tavsiye ederim.

 

Gel gelelim oyunculara. Jacob karakteri ile Nikolaj Coster-Waldau ortalama üstü bir performans gerçekleştiriyor. Hapishane öncesi -Hapishane Sonrası değişimi  gerçekten psikolojik olarak şahane yansıtıyor.

Tedaviden Önce

 

Tedaviden Sonra

Ha bu abi kim ola ki adını bile söyleyemiyorum diyenlere Jaime Lannister kıps 😉 der geçerim. Zaten filmin en iyi oynayan aktörü bu olmuş zira biraz bütçe yetersizliğinden olacak genelde kendi çaplarında ünlü dizi oyuncuları ile yan karakterler canlandırılıyor.  Aralarında önce çıkan sadece Frank “Shotgun” rolündeki Jon Bernthal var ancak maalesef  o da pek bir farklılık sunamıyor.  Son izlediğim 3-4 filminde isimler farklı filmler farklı ama karakter aynı gibi geliyor.

 

Toparlarsak, kim izlesin? Uçan kahramanlardan, bir tekme attı mı karşısındaki üç metre havaya uçuran karakterleri görmekten sıkılan “Kardeşim dünya acı bir yer, dünyadan gerçek bir kesit sun bana” diyen realistler ve tabii ki eli yüzü düzgün her filmi izlerim diyen sinefillere gönül rahatlığı ile bu filmi de tavsiye edebilirim.

 

Sevgiler,

EB

info@sinepir.com

 

Maymun Maymuna Bunu Yapar Mı Hiç?

 

Hollywood’un kısır döngüye girdiği zaten yıllardır konuşuluyor. Şu an vizyona giren filmlerin %50’si  kitap uyarlaması, şu an bizim küçüklüğümüzde (yaşımı ele mi verdim ne) Pazarları izlenilen Western filmleri gibi revaçta olan çizgi roman uyarlamaları, Dünya Sinemalarından örneklerin Amerikan uyarlamaları ya da daha önce sevilmiş eski filmlerin yeniden çekimlerini oluşturuyor. Çoğu sırf yapımcıların cebini doldurmak için üretilen filmler olsa da şu an  hakkında yazmakta olduğum  yeni Maymunlar Cehennemi üçlemesinin son filmi ve serinin kendisi en azından eli yüzü düzgün ve bilimkurgu sevenlerin heyecanla beklediği bir filmdi.

Filmi anlatmaya başlamadan isterseniz  1968 yapımı ilk filmi ve orijin filmdeki ortama nasıl gelindiğini anlatan şu anki üçlemenin  ilk iki filmini hatırlayarak nereden başlıyoruz onu hatırlayalım:

1968- Planet of The Apes

Yakın bir gelecekte bir astronot takımı bir gezegene düşer ve bu gezegende maymundan evrilmiş insansıların dominant ırk normal insanların ise ilkel ve köle olarak yaşadıklarını fark eder.  Irkının bu halini gören George Taylor (Charlton Heston oynuyor)  tabii ki boş durmaz ve insan halkını isyana teşvik eder. Çok spoiler vermek istemediğim için daha fazla yorum yapmayacağım ancak 1968 senesine göre çığır açan bu filmi izlemediyseniz muhakkak izlemenizi tavsiye ederim.

2011-Rise of The Planet of The Apes-

Bu filmde beyindeki nörolojik hasarların tamiri için deneyler yapan Will Rodman (James Franco oynuyor)’ın geliştirdiği serumu bebek şempanze Caesar’a vermesi ile Caesar’ın zekasının gelişmesi, zekası geliştikçe etrafındaki olan bitenden haberdar olması ve insanların kendi türdeşlerine yaptıkları eziyete dayanamayarak ufak çaplı bir isyan başlatması ile sonuçlanmıştı.

 

2014- Dawn of  the Planet of The Apes-

Ayaklanan maymunlarla dağlara kaçan Caesar her ne kadar barış içinde yaşamak istese de insanlar rahat durmaz. Bunun yanı sıra ana kahramanımız Maymunların içinde insanlardan çektiği eziyeti asla unutmamış ve Caesar’ın bu barışçıl tutumuna kesinlikle karşı olan Koba ile de uğraşması ve içi acısa da türdeşlerine karşı ayrı bir savaşa tutuşması gerekmektedir.

 

2017 – War For The Planet Of The Apes

Şu an son filme gelecek olursak maymun halkı büyük kayıplar vermiştir ve kendilerini dağdaki yuvalarında konumlandırmıştır. Ancak kendine sadece Albay (Woody Harrelson oynuyor) diyen psikopatın önderliğindeki bir tabur asker maymunlara bela olmaktadır. Caesar hem halkının güvenliğini sağlamak durumunda hem de artık yeter deyip kayıplarının intikamını almak istemektedir diyerek konuyu özetleyelim.

 

Filme gelecek olursak aslında filme sadece bilimkurgu diyemeyiz. Maymunlar arası da olsa aile bağlarının işlenmesi ile duygusallığı, oldukça fazla savaş sahnesiyle aksiyonu, ilk defa göreceğimiz Bad Ape (Steve Zahn oynuyor daha doğrusu canlandırıyor) ile komediyi ve sonlara doğru  yaşanan hapishaneden kaçış sahneleri ile macerayı bir araya toplayıp başarı ile harmanlamış. Aslında üçleme deyip duruyorum ancak dördüncü filme de yapımcılar göz kırpmış olsa da hikaye itibari ile aslında ilk üç film üçleme olarak düşünüldüğü ortada.

 

Peki bu kadar Caesar deyip duruyoruz onu kim oynamakta? Artık motion-capture tekniği ile Gollum’dan King Kong’a  türlü türlü karakterlere can vermiş Andy Serkis’den başkası değil!

Kıymetlimissss

Yıllar önce Yüzüklerin Efendisi serisinde kendini Gollum ile hayran bırakan Andy Serkis burada da kendine hayran bırakıyor. Tabii artık teknolojinin gelişmesiyle tüm maymunlar aynı gerçek gibi canlandırılmış. Filmdeki insan karakterlere bakacak olursak Woody Harrelson aslında her ne kadar psikopat Albay karakterini iyi canlandırmış olsa da artık Woody’i bilmem kaçıncı kere asker olarak izlediğimden midir nedir pek de etkilendiğimi söyleyemeyeceğim ne yazık ki.

 

Peki kimlere tavsiye ederim bu filmi? Açıkçası paso maymunların homurtularını ve işaret dillerini izlemek bir süre geçtikçe sıkıyor bu nedenle özellikle bilimkurgu sevenleri ve dünyamıza ve insanlığa duyarlı herkesin izlemesini tavsiye ederim. Çünkü  filmi yapanlar muhtemelen insanların bir virüs gibi dünyaya ve içinde yaşayan hayvanlara zarar vermesinin vicdan azabını çekiyor olacak ki şu üç filmde insanların başına gelmeyen kalmıyor ve gerçek dünyada da bu şekilde devam edersek belki bir maymun istilasına uğramasak da başımıza bir felaket geleceğinin mesajını çok iyi veriyorlar. Ne de olsa maymunun maymuna yapmadığının bin katını insan insana yapıyor.

 

Sevgiler,

EB

info@sinepir.com