Aile Arasında Kalsın Ama Ben Bu Filmi Pek Sevdim

 

Selamlar,

Öncelikle bu filmi geçen Cuma gittiğimi söylediğimde dost çevresinde ufak bir fırtına koptu. Neden belli idi, genelde nerede fantastik ıvır zıvır olan, uçan kaçan karakterin olduğu ya da eğer film gerçekçi ise kurşunların havalarda uçuşup cesetlerin paldır paldır döküldüğü filmleri genel olarak izleyip tanıtıp övdüğümü bilen arkadaşlar neredeyse tarzım dışı olduğunu kabul ettiğim bu filmi izleyip beğendiğimi söylediğimde çok şaşırdılar. Aslında şaşılacak pek de bir şey yok çünkü bir çok zaman belirttiğim gibi eğer izlediğim şey türünün kaliteli örneğiyse tarzım dışı da olsa beğenmek, övmek ve tabii ki de başkalarına tavsiye etmek boynumun borcu oluyor.

Konuya gelecek olursak doğrudan beyazperde.com ‘da nasıl özetlemişler bakalım:

21 yıllık ilişkileri aynı gün noktalanan nevrotik Fikret ile müzikhol vokalisti Solmaz komik bir tesadüfle tanışır. Solmaz’ın kızı Zeynep, Adanalı sevgilisiyle evlenmeye karar verince her şeyden korkan Fikret, kendini bir anda hayatının rolünü oynarken bulur. Aile arasında olması planlanan nikah, damadın ailesinin ısrarıyla büyüdükçe büyür. Bu ekip düğün hazırlıkları boyunca silahlı, geleneksel, kebapçı zinciri sahibi Adanalı aileyle anlaşabilecek ve bu düğün bir terslik çıkmadan yapılabilecek midir?

 

Aslında zaten konuyu okuyunca hiçbir işin planlandığı gibi gitmeyeceğini ve bu aksiliklerle bir kahkaha tufanı olacağını az çok herkes tahmin edebiliyordur. Ancak burada olay neticede değil haticede. Filmin misyonu belli, komik bir film yapmak istemişler. Bunu yaparken ise birçok şu an maalesef Türk filminin düştüğü tuzak olan seviyesi espri tuzağına düşmemişler. Evet arada sırada küfür var filmde ancak asla ama asla hiçbir karakter yersiz küfür etmiyor, balgam atmıyor, en olmadık yerde gaz çıkarmıyor. Gerçek hayatta olması gereken küfür neyse o kadar küfür ediliyor. Çukurova’da büyümüş biri olarak takdir edersiniz ki Adanalı bir karakterin küfür etmediği bir film işte asıl o zaman gerçekçi olmazdı haksız mıyım? Tabii senaryo burada büyük etken. Gülse Birsel, ilk sinema filmi deneyiminde açıkçası tam not alıyor. Etraftan duyduğum genel eleştiri Yalan Dünya ya da Avrupa Yakası’nın daha uzun metrajlısını çekmiş olsa da insanların ne beklediğini gerçekten anlamıyorum. Quentin Tarantino tadında suç filmi senaryosu mu bekleniyor? Sonuçta misyonunu yerine getiren çok güzel bir senaryo var karşımızda. Tabii bu senaryoyu beyazperdeye aktaran Ozan Açıktan kesinlikle unutulmamalı. Bir önceki filmi Annemin Yarası’nın da başarısı tarz ne olursa olsun güzel birşeyler çıkartacağının göstergesi olmuş.

Oyunculardan ise detaylı bahsetmeyeceğim bile.  Erdal Özyağcılar ya da Devrim Yakut gibi duayenleri değerlendirmek pek bana düşmez ama genel olarak oyuncular performanslarının zirvesindeydi. Engin Günaydın yer yer tek kişilik şova dönüştürüyor işi ( yüzleşmek için dünürünün yanına gittiği sahneye dikkat). Demet Evgar her zamanki güzelliği ve oyunculuğu ile göz dolduruyor. Behzat Ç’den beri severek izlediğimiz Fatih Artman damat rolü ile kendini beğendiriyor. Gülse Birsel, Şevket Çoruh sahneleri az da olsa görevlerini yerine getiriyor. Belki de en sırıtan oyunculuk evin kızı Zeynep rolündeki Su Kutlu’da da olsa film oyunculuktan da güzel bir not alıyor.

İtiraf edeyim filmin ikinci yarısının bizim topraklarda geçmesi filme kafadan artı puan kazandırdı. Ancak gene de son zamanların eli yüzü düzgün ve sinemada izlenmesi gereken nadir Türk Filmlerinden biri. Tabii ki karar mercii ben değilim ama şu blog açıldığından beri yazılan 43 film arasındaki 2 Türk filminden biri olması (ki diğeri nostaljik saygı kontenjanından giren Tarkan filmi idi) ve güncel zamanlarda çekilmiş ve beğenimi kazanmış tek Türk Filmi olmasından dolayı benim gönlümde yerini kaptı. Filmin misyonunun güldürmek olduğunu unutmadan izlendiğinde ve doğal karşıladığım ufak tefek mantık ve bence süreklilik hatasını göz ardı edildiğinde mutlaka sinemada izlendiğinde 2 saat güzel vakit geçireceğinizin garanti olduğu güzel bir film olmuş. Bu nedenle sinemayla ilgili ilgisiz herkese bu filmi tavsiye edebilirim.

 

Sevgiler,

EB

 

Galaksi Galaksi Olalı Böyle Zülum Görmedi

Selamlar!

Star Wars dile kolay 40 yıldır hayatımızda. Tabii yaşım gereği ilk filmleri 1990’larda izlemiştim. Tabii küçüktük, böyle bir evreni neredeyse ilk defa görmüştük hal böyle olunca aklımız çıkmıştı. Hiçbir zaman nüfus kağıdının din kısmına “Jedi” yazdıracak kadar hayranı olmadım ancak bilimkurgu filmleri küçüklükten beri seven biri olarak Star Wars serisini bağrıma bastım tabii ki. Sonuçta çok uzun yıllar önce çok uzaktaki bir galakside çok farklı şeyler oluyordu. Teknolojik bir peri masalı beni gerçek dünyadan almıştı sanki.  İşte bu nedenle daha sonraki yıllar Star Wars ile ilgili kitap, oyun, çizgiroman, oyuncak ne varsa o dönemki yaşım neye uygunsa almaya başladım. Daha sonra 1999 yılı oldu. Bu epik saganın evvelinde ne olduğunu göstermek için George Lucas Abi bir Prequel Üçleme çekti.  Evet Jar Jar Binks gerçekten iğrenç bir karakterdi ancak üçleme genel hali ile güzeldi ve birçok soru işareti de göreceli de olsa kafalardan kalkmış oldu. Star Wars Lore’una biraz daha hakim olanlar ve hakim olmak isteyenler ise arada Clone Wars animasyon serisini izledi. Herşey çok güzel gidiyordu ta ki o kara 2012 yılına kadar . Disney denen kapitalizmin eğlence dünyasındaki ete kemiğe bürünmüş hali Star Wars’ın arkasında olan film stüdyosu Lucasfilm’i satın aldı. Daha alır almaz birçok kitap ve çizgiromandaki hikayelerin hatta Clone Wars dizisinin bir kısmının geçersiz olduğu bilgisi gelince oldukça canım sıkılmıştı. Ancak bu alacağımız kötü haberlerin sonuncusu olmayacaktı.

2015 yılı Force Awakens adında  üçüncü üçlemenin ilk filmi çıktı. Aslında güzel filmdi, eğer  1977 yılındaki Episode 4’ü yani A New Hope’u izlemediyseniz. Çünkü bunu izleyenler aslında aynı filmi izliyordu. Tek farkı esas oğlan yerine esas kız,  ana kahramanın ekürisi olarak siyahi bir genç, dönemin genç Han Solo’su yerine Guatemalalı bir aktör tarafından canlandırılan Poe Dameron karakteri ve Darth Vader’in yanına bile yaklaşamayacak olan kepçe kulaklı bir Sithimsi dışında yeni bir şey yoktu. Yani eski filmi dönemin modası olan “etnik çeşitlilik” sosu ile yeniden çekmişlerdi. Tabii ki sıfır puanlık bir film değildi ancak Star Wars ismini de taşıyabildiğini pek düşünmüyorum. Belki de Disney bu tepkileri tahmin edip arada Rogue One gibi enfes bir ara film çıkararak tüm eski toprakların gönlünü aldı.

Fakat gelelim şimdiki konumuza: Episode 8: The Last Jedi. Evet bu sefer Empire Strikes Back’in bir kopyası yok karşımızda. Ancak bu sefer aynı Thor Ragnarok’da olduğu gibi hafif mizah yerine cıvık sulu mizah (Finn’in paso sağa sola çarpması bayılması, komik kostümler giymesi vs), Rey’in sakarlıkları dolayısıyla ada sakinlerini sinirlendirmesi, Kylo Ren-General Hux didişmeleri (Nerede o eski Darth Vader-  General Moff Tarkin arasındaki düzeyli ilişki), Luke’un Yoda tripleri gibi bir çok sahnede karşımıza çıkıyor. Haliyle de tam moda girerken bu tür zevzeklikler insanı filmden soğutuyor. Nerede o eski Obi-Wan- Anakin arası hafif mizah dozlu ama atmosferi bozmayan atışmalar!

Ha hiç mi güzel yanı yoktu? Benicio Del Toro’nun DJ karakteri ile yapılan siyasi göndermeler, her filmde olan yeni bir metropolü tanıtma geleneğinin bozulmaması ile birlikte yeni tanıştığımız Canto Bright şehri, filmin sonuna doğru kırmızı  toz efektleri ve spoiler vermemek için söylemeyeceğim ufak detaylarla şaşırtıcı bir biçimde güzel çekilmiş son savaş sahnesi ve belki de Star Wars ruhunu koruyan tek karakter olan Captain Phasma filmin beğendiğim yönleri oldu.

 

Şimdi genel olarak ortamlarda şu polemik var.

Herkes eleştirmen kesildi: Öncelikle bu konuya katılmıyorum, maalesef bilinçli ve eski sadık izleyici filmdeki Disney etkisini hissediyor ve doğal olarak tepki gösteriyor.  Tabii ki herşey değişiyor ancak sanırım yaş ilerledikçe de nostalji hissi daha ağır basıyor. Zaten genel gözlemim 30 yaş üstü kesim biraz daha az beğenmiş ve  herkes eleştirmen kesildi sitemini daha çok filmlerle yeni tanışmış genç kesim yapıyor. Ama şunu da unutmamak lazım. Film Star Wars. Bu adı taşımasa zaten bu kadar eleştirilmez, karşımızda bir Valerian olsa bu kadar kimse yüklenmez. Ama karşımızda 40 yıllık bir marka olunca insanlar biraz daha acımasız eleştirebiliyor. Şöyle düşünün orta kalitede bir araba Mercedes’den çıksa herkes yerden yere vurur ama eğer araba Tata ise aksine beğenilir. Bu bağlamda bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız.

 

Evet efendim, eleştirdim, kimi yerini yerden yere vurdum ama bu demek değildir ki 2-3 yıl sonra 9. filmi izlemeyeceğim. Ya da başka spin off serileri gene ilk filmde yaşadığım aynı heyecanla izlemeye gitmeyeceğim. Sonuç olarak tüm Geeklere selam olsun, bu ben dahil kim olursa olsun filmi muhakkak izleyin, kötü bulacağınız yerleri de siz keşfedin.

 

Sevgiler,

EB

İrlanda’da Bir Çinli Ne Yapar?

 

Selamlar,

Aksiyon filmlerini sevdiğim iyi kötü anlaşılıyordur. CGI soslu bol efektli günümüz teknolojisi sayesinde aksiyon filmleri artık çok kolay çekilir oldu (parası olana tabii ki). Hal böyle olunca 1970ler, 1980ler ve 1990larda star olmuş Jean Claude Van Damme, Jet Li, Jackie Chan, Bruce Lee, Chuck Norris, Sylvester Stallone, Arnold Schwarzeneger gibi vücutları ile para kazanma devri yavaş yavaş bitti. Tabii şu anda da Jason Statham, Scott Adkins gibi uzak doğu sporlarında usta aktörlerin filmleri çekiliyor ancak salt yeteneklerini gösterdikleri hiçbir film hit olamıyor.

Bu saydığım kişilerin filmleri özellikle Show TV’de çocukken bol bol yayınlanırdı. Defalarca izlemiş olsam da bu B sınıfından hallice filmlere denk gelince oturur izlerdim. Ancak o zaman da Jackie Chan’den pek hazzetmezdim. İlk meşhur olmadan -1980ler diyelim- çektiği filmler karakter sahipliğinden uzak bir sürü Çinli’nin Kung Fu yaptığı anlamsız filmlerdi. 1990larda ise biraz da Chris Tucker ile oynadığı Rush Hour serisi ile birlikte Komedi-Aksiyon tadında  kung-fu ile slapstick komedi tarzını harmanlaymaya çalıştığı yeni stil maalesef beni hiçbir zaman çekmedi. İşte bu nedenle ne yalan söyleyeyim bu filme biraz ön yargıyla gittim izlemeye. Ancak karşımızda büyük çaplı bir sansasyon yaratmayacak olsa da bir süpriz yumurta tadında film çıktı.

Londra’da yaşayan 60lı yaşlardaki Quan kızıyla mütevazi bir hayat yaşamaktadır.  Bu yaşam bir gün kızının terör saldırısına kurban gitmesi ile alt üst olur.  Yetkililerin olayla pek ilgilenmediğini fark eden Quan intikimanı kendi almak için değişik yollara başvuracaktır.

Bir kere filmin yarısının İrlanda’da geçmesinden dolayı beni zaten ilk adımda tavladı. Filmin politik atmosferi, İngiltere-İrlanda-IRA arasındaki ilişkinin coğrafya farklı olsa da bizim yakın tarihimizde yaşanılan olaylarla benzerlik göstermesi ve bu ortamın karanlık havası, kimin elinin kimin cebinde olduğunun anlaşılmadığı bir gizemin havada asılı kalması ise diğer artıları. Pierce Brosnan filmde tam kötü olmasa da gri karakteri iyi bir şekilde canlandırmış. Jackie Chan ise diğer filmlerindeki gibi şebelek bir karakterden ziyade acılı baba rolü ile İngilizce’si dilinin döndüğünce güzel oynamış. Gerçek hayatta 63 yaşında olan Chan gene dublörsüz birçok sahnede şaşırtıyor. Hayır ben yarısını yapmaya kalksam bacaklarım ortadan cart diye ayrılır hastaneye en az iki kırık kaburga ile giderim. Bu yüzden performansı takdire  şayan.

 

Çok başım efektle patlama çatlama ile başım ağrımasın ama ağız tadı ile de biraz aksiyon izleyelim diyen herkes için uzun bir aradan sonra Jackie Chan’in en iyi filmlerinden biri diyebileceğim bu filmi tavsiye ederim.

 

Sevgiler,

EB

Saçmaladıkça Eğlendiren Film

Hayatımda izlediğim en absürt en saçma ama bir o kadar da eğlenceli diyebileceğim filmlerden biri. şöyle ki tamamen eğlenmek ve eğlendirmek için çekilmiş bir film, ışıkçısından baş rolüne herkes bunun farkında. Zaten ne demiş Jason  Statham zamanında:
“You ain’t ever gonna get an Academy Award for doing Crank (2006) and you certainly won’t for doing all the other movies I’ve done.”
Tani ne diyor ‘eğleniyoz olm sanat değil bizimkisi’

Dediğine de tamamen katılıyorum ben de herhangi konulu ve kendini ciddiye alan bir aksiyon filminden daha çok eğlendim bu filmde. Özellikle insanlara sürtünme ve akabinde bir crank klasiği olan halka açık yerde sevişme, ortalara doğru yapılan Godzilla ve ardından bizim sabah programları formatındaki yayınkara göndermesinde eğlence tavan yaptı da diyebilirim.

Araba aküsüyle şarj olan kalpler, yaşam destek ünitesiyle yaşayan kafalar gibi saçma şeyleri görmeyi yadırgamıyorsanız, bir çok ünlüyü Cameolardan yakalarım diyorsanız kesinlikle eğleneceğiniz bir film olmuş.

 

Sevgiler,

EB