Vakti Zamanında Kafamda Onlarca Kez Çekip İzlediğim Film

Selamlar,

Bu sefer biraz kısa yazacağım. Benim çocukluğumda (90ların başı oluyor bu) G.I Joe oyuncakları çok revaçtaydı ve bende de yaklaşık 100 tanesi vardı. Ben o küçük halimle ne filmler çevirdim. Kendi olaylarına sadık kalıp kötü adam-iyi adam savaşı mı tasarlamadım, ya da diğer oyuncaklarla birleştirip (lego olsun, ninja kaplumbağalar olsun ve envai çeşit diğer oyuncaklar) koca bir krallık yaratıp günümüzde haberlerde izlediğimiz olaylara  taş çıkartan komplolar mı hazırlamadım her şeyi yaptım ben G.I. Joelar ile.

Ben hayalimde G.I Joe’nun 20 filmini çekip izledim hem de 3 boyutlu ve hissederek bu nedenle tıkanık bir yönetmenin bu kısır filminden de pek hoşlanmadım haliyle. Ha film doğrudan hoş ama boş klasmanında. Nostaljik bağım olmasa vakit kaybı bile diyebilirim hani. Bu film de genelde yazdığım “Ne izlesek” filmlerinden değil de “Ne izlemesek de vakit kazansak” klasmanındaki filmler arasına girdi.

Sevgiler,

EB

Nayır Nolamaz Narife Narif Ni Nerekti?

Selamlar,

Evet biliyorum hepimiz şaşkınız, yüzünü sinema konusunda batıya dönmüş Sinepir efendi hangi dağda kurt öldü de peşpeşe iki tane yerli film hakkında yazı yazıyor diyenleri duyar gibiyim. Eh her zaman dediğim gibi söz konusu kaliteli yapımsa gerisi teferruat oluyor.

Cem Yılmaz’ı 1995 yılındaki karikatürlerinden beri takip etmekteyim. Her ne kadar çizimler biraz -doğal olarak- acemice olsa da tespitler, espriler aslında şu an karşımızdaki zekanın ilk göstergesi imiş meğerse.  Ancak ben pek çok kişinin aksine stand-up show’larından ziyade filmlerini severim. Her Şey Çok Güzel Olacak ile başlayan serüveni G.O.R.A ile “Türkler komedi ya da dram dışında bir tarz yapamaz” teorisini çürüten nadir filmlerden biridir. Tamam tabii ki komedi var ancak içindeki bilimkurgu göndermeleri her babayiğidin harcı değil.

Gelelim Arif V 216’a. Konuya gelecek olursak  sinemalar.com’da ne yazılmış bir bakalım:

Arif’in yakın dostu 216, insan olmaya karar vererek dünyaya gelir ve burada başına olmadık işler gelir. Her ne kadar insan olabilmek için kıyasıya bir çaba harcasa da 216’nın (Ozan Güven) farklılıkları çok barizdir. Üstelik bir de gözleri görmeyen Pembe Şeker’e (Seda Bakan) aşık olmuştur. Kötü niyetli bir iş adamının onu kopyalamaya kalkışmasıyla Arif (Cem Yılmaz) devreye girecek, 216’yı ve tüm dünyayı kurtarmaya çalışacaktır.

Film tam bir  komedi- bilimkurgu soslu “kendini iyi hisset” filmi. Nostalji aşıkları özellikle filmin 1960larda geçen kısmına bayılacak. Filmin bu bölümde geçen bölümü tam bir ustalara saygı geçidi. İtiraf edeyim Sadri Alışık’ı, Ayhan Işık’ı, Zeki Müren’i başka bir aktörün canlandırması ile de olsa yeniden görmek ve o eski güzel şarkıları dinlemek gerçekten insanı mutlu ediyor.  Filmin “Geleceğe Dönüş” tadındaki kısımları ise gerçekten güzel kotarılmış. Burada Cem Yılmaz’ın sinema literatürüne hakim olması tabii büyük etken. Tabii  Roland “Emerik” Emmerich’i biraz harcamış ama olsun o kadar. Gelecekte geçen sahnelerdeki efektlerin sırıtmaması beni gerçekten sevindirdi.

Gelelim hiç mi kötü yanı yok tarafına. E adet yerini bulsun biraz fazla  ürün yerleştirme var, malum beyaz eşya firmasının bir çok ürünü gözümüze gözümüze sokuluyor diyelim. Tabii yıldızlar geçidi gibi olan bu filmin finanse edilmesi için bu eylemin de gerekli olduğunun farkındayım. Dediğim gibi eleştirimizi yaptık adet yerini buldu.

Bu film ve Cem Yılmaz gerçekten Türkiye için bulunmaz bir nimet. Bu film tüm seyirciyi balgam atan, gaz çıkartan, küfür eden ayılık yaparak espri yaptığını zanneden seyircinin zekasıyla alay eden “Abi mecbur böyle film çekmek zorundayız halk bunu istiyor” diyenlere, bu argümanı kalitesiz film yapmanın bahanesi sayan tüm yönetmenciklere, senaristçiklere tokat niteliğinde bir cevap. Cem Yılmaz’ı burada gene tebrik ediyorum. 1998’den beri hep yarışılan adam oldu. Ama her dönem rakibi ya da muadili olarak görülen hiç kimse ortada kalmazken Cem Yılmaz yoluna güzel bir biçimde devam ediyor. Ben inanıyorum ki bundan 10 yıl sonra şu dönem kendisine rakip denilen insanlar ossuruklu, çişli filmler çekmeye devam ederken Cem Yılmaz Türk Sinemasını alıp başka bir yere götürecek.

Bunu da söyledikten sonra e hadi artık gelsin bir Erşan Kuneri Filmi de kayalım diyor huzurlarınızdan çekiliyorum.

Sevgiler,

EB

Kimseyi Kıyafetiyle Yargılamayacaksın Dedirten Film

 

Selamlar,

Korku filmleri beni takip edenler bilir pek de uzman olduğum ya da pek sevdiğim bir film türü değil. Hayat zaten yeteri kadar korkutucu ve gerilim dolu bu nedenle çok korku filmi izlemeyi tercih etmiyorum. Ancak gene huyum kurusun eleştirmen ruhumun merakından olsa gerek kimi zaman bu tür filmlere de şans veriyorum. İşte Drag Me To Hell de türünün güzel bir örneği olduğu için bu şansı yakaladı.

Konuya gelecek olursak şu şekilde: Christine Brown bankada kredi bölümünde çalışan bir beyaz yakalıdır ve birçok beyaz yakalının bulunduğu endişeli ruh hali kendisinde de bulunmaktadır. Müdür yardımcılığı pozisyonu için hırslı bir iş arkadaşıyla girdiği rekabet ortamı müşterilere karşı acımasız kararlar almasına neden olur. Zayıflık göstermesi terfi etme şansını kaybettireceği düşüncesi ile yaşlı bir kadının kredi vade uzatımı talebini reddeder. Bu karar ile yaşlı kadın, Bayan Ganush evini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalır. Kökeni Macaristan Çingenelerinden olan Bayan Ganush bunun karşılığında Christine’in  birkaç gün içinde cehenneme gitmesi için bir lanet -bizim tabirle beddua- okur. Bayan Ganush’un bedduası tutar ve Christine bundan sonra cehenneme adım adım yaklaşır ve türlü türlü badirelerle karşılaşır.

Filmin yönetmeni Sam Raimi denince zaten özellikle korku filmi hayranları hazır ol pozisyonuna geçiverir. Sinema dünyasına Evil Dead gibi kült bir seri ve Ash gibi egzantrik bir karakteri katan kim olsa şapka çıkartılmayı hak eder.  Ben kendisini Quick and the Dead gibi yıldızlar geçidi bir filme ve daha ortalarda bu kadar süper kahraman filmi yokken taşın altına elini koyup ilk Örümcek Adamları çektiği için severim o ayrı konu.

Filmimize gelecek olursak film biraz önce de belirtmiş olduğum gibi tam klasik bir korku filmi. Zaten senaryo aslında Evil Dead serisini çektiği 1990’lara dayanıyor ancak filmin vizyona sokulması için pek fırsat olmamış. Ama film günümüzde (2009 yılı) geçse de buram buram 1990lar koktuğu da gerçek.

Özetlersek esas kızımızın Bayan Ganush ile Tom ve Jerry misali kapışmaları kimi zaman komik olsa da, bir kaç korku filmi klişesi bünyesinde barındırsa da gerilimi yerinde bir film olmuş. Filmin mutlu sonla mı bitecek kötü sonla mı diye de devamlı düşündürmesi filmin kendine kattığı artı olmuş.

Özellikle türün meraklısına tavsiye ederim.

2018’in ilk yazısı ile de tüm okurlarımızın yeni yılını da kutlarım.

Sevgiler,

EB