Ekmeğinin Peşindeki Adama Bulaşmayacaksın Dedirten Adam Gibi Adam Joe Braven

Selamlar,

Uzun bir aradan sonra vizyonda izlediğim filmlerden önce hafif çerezlik kendi halinde bir film tanıtmak istedim.

Joe Braven ile tanışın, Braven Kanada’da ufak çaplı (Bizim KOBi dediğimiz cinsten) bir kereste firması olan şirketindeki mavi yaka işleri de kendi kendine halleden tam bir emekçi. İriyarı ve sert görünüşüne aldanmayın. Elemanlarının güvenliğini önemser hatta tır kullanan şoförlerine ( ki büyük çaplı şirketlerde bile zor görünen bir kaygıdır bu) “Aman dikkatli kullan, gerekirse mola ver” diyecek kadar şefkatli. Kısa zaman önce kaza geçirmiş ve bunama belirtileri gösteren babasını bile huzurevine yatırmaya kıyamamış, karısı, kızı ve babası ile beraber yaşayan kendi halinde bir adam. Tabii bu kadar huzurlu bir ortam bozulacak ki filmin izlenecek bir yanı olsun değil mi 🙂 Bu filmde de  Braven’ın iyi niyetini suistimal eden tır şoförlerinden birinin ufak çaplı bir uyuşturucu baronu ile yaptığı iş nedeniyle Braven ile baron yüzyüze gelir ve ailesi için Braven tek başına tüm çeteyle mücadele eder.

Film kesinlikle mütevazi bütçe ile çekilmiş olduğu ortada olan bir film. Artık standartlaşmış olan iri kıyım tatlı sert iyi adam rollerine alışık olduğumuz Jason Momoa’nın yanına yeteneklerinden kesinlikle şüphe edilmeyecek olan ancak nispeten az ünlü diyebileceğimiz yardımcı oyuncuların olması bütçenin biraz düşük olduğunu belli ediyor. Aslında konu olarak da klasik diyebileceğimiz bir konu olsa da film kendini izletiyor. Tabii bunda yaklaşık 1 ay önce Aytepe’ye olan seyahatimden sonra kara doyamamış olmam ve filmdeki şahane Kanada Dağlarındaki Karlı ortamların katkısı da büyük.

Aksiyonu seven, izleyecek film bulamadığında kenarda duracak acil durum filmi olarak tüm film severlere filmi tavsiye ediyorum.

Sevgiler,

EB

İnsanları Hem Birleştiren Hem de Ayıran Lanet İcatlar: Cebimizdeki Yabancılar

Selamlar,

Gene mi Sinepir efendi dediğinizi duyar gibiyim. Hat Trick’i geçtik Quadruple’a döndük yerli film konusunda.  18 yıllık aktif sinema izleyicisi olduğum dönemi tarıyorum ve dört kere üst üste yerli filme gittiğimi kesinlikle hatırlamıyorum. 2018 yılı bu anlamda kaliteli yerli filmlerin de sayesinde  benim özelimde böyle bir rekora imza attırdı. Beş olur mu diye sorarsanız muhtemelen olmayacak çünkü haftaya gelecek olan Black Panther’e gitmeyi planladığım için seriyi bozacağız gibi gözüküyor.

Gelelim filmiimizin konusuna, bakalım beyazperde.com ‘da ne yazılmış:

Yedi eski dost bir akşam yemeğinde bir araya gelmeye karar verir. Herkes sofranın başında oturmuş sohbet etmekte, şen kahkahalar eşliğinde yemek yemektedir. Yemek sırasında bir oyun oynamaya karar verilir. Oyun oldukça basittir; herkes telefonlarını masaya koyacak, gelen her mesaj ve bildirim yüksek sesle okunacaktır. Yedi dostun maskelerinin ardındaki hayatlarını ile cep telefonlarını ortaya koymaları ilişki dengelerini altüst eder. Bunca zaman çok yakın dost olduklarını düşünün grup aslında birbirlerine yabancıdır.

Film öncelikle 2016 yapımı İtalyan Filmi Perfetti Sconosciuti yani Perfect Strangers’dan uyarlanmış. Genelde adı bilinmeyip “Mavi Saçlı Tontiş Kadın” olarak anılan ancak tabii ki bu tanımın oldukça ötesinde olan bir sanatçı Serra Yılmaz’ın ilk yönetmenlik denemesi. Ebedi kankası Ferzan Özpetek’in de desteği ile bu sınavdan alnının hakkıyla çıktığını söyleyebilirim. İlk denemede kendisinin tanıdık suları olan İtalyan Sinemasından bir örneğin yerli adaptasyonu güzel bir seçim olmuş.

Filme gelecek olursak  ağırlıklı olarak yemek davetinin geçtiği evde ve sadece 7 karakterle (Çiftlerin birkaç repliği olan çocukları ya da anne babalarını saymıyorum) oldukça minimal olan film aslında oldukça fazla şey anlatıyor. Teknolojinin gelişmesiyle herkesin elindeki telefonlar yavaş yavaş uçaklardaki kara kutulara dönmesini, aslında eşe dosta söyleyemeyeceğin bir çok şeyi küçücük aygıtlara aktardığımızı ve bu kara kutular açılırsa Pandora’nın Kutusu’nun açılmasına eşdeğer küçük kıyametler yaşanabileceğini oldukça güzel anlatmış. Tabii burada başta bu aralar yükselen trend olan Çağlar Çorumlu olmak üzere tüm oyuncuların güzel performansları da büyük etken. Filmi izleyen arkadaşlara “Siz böyle bir oyun oynar mısınız” diye sorduğumda pek tatmin edici cevap alamadığımı da söylemeden edemeyeceğim.

Film benim için oldukça ortalama üstü. Zaten her yerli film tanıttığımda yazdığım -ve sıkılmadan yazmaya devam edeceğim- artık cesur filmlerimiz olması gerektiğini, sadece gaz çıkartan, işeyen, tüküren küfür eden karaktere bel bağlayan (ki bu hafta bir tane daha adını bile anmak istemediğim bir film vizyona girmiş ve salonları işgal etmekte) filmlerin azalarak bitmesinin, Cebimdeki Yabancı gibi, Ölümlü Dünya gibi, ille güldürmeyi planlıyorsa Aile Arasında gibi kaliteli filmlere ihtiyacımız olduğunu belirtmek istiyorum. İşte bu yüzden bu filmi de sevdim. İlle eksik birşey yok mu diye sorarsanız adet yerini bulsun filmi oldukça fazla “beyaz yaka” buldum. Filmde yer alan karakterlerin meslekleri  sırasıyla şöyle: doktor, muhasebe müdürü, psikolog, uluslararası şirkette satış müdürü, veteriner, fitness antrenörü ve akademisyen. Yani filmde bahsi geçen konu metropollerde yaşayan ve genel olarak benim de çevrem olan beyaz yakalılara  hitap etmesi filmdeki karakterleri gerçek bulmayacak başka bir kitle oluşturacak ancak ben film sevenlere Cebimdeki Yabancı’ya şans vermelerini tavsiye ederim.

Sevgiler,

EB

Madem Orksun Alem Korksun!

Selamlar!

Öncelikle beni tavlayan ancak aslında filmle alakası olmayan tanıtım videosunu paylaşmak istiyorum:

 

 

Narcos’dan Stranger Things’e yerel tanıtımlar ile populerliğini arttırmak isteyen Netflix Bright ile bunu aslında başarmış.

Gelelim konuya, bakalım beyazperde.com ne demiş:

Filmin geçtiği dönem insanların, orkların, elflerin ve perilerin, yani kısaca bütün fantastik ırkların bir arada yaşadığı bir zaman dilimini anlatıyor. İnsan ırkına mensup Ward ve ork Jakoby gece devriyesinde partner olan iki polis memurudur. Aralarındaki farklılıkları aşmanın yanı sıra kanunu çiğneyenlerle de mücadele etmektedirler. Günün birinde bildikleri dünya tehdit altına girer. Artık genç dişi elfi ve yanlış ellerde her şeyi yok edebilecek, çoktan unutulduğu sanılan bir kutsal emaneti korumak için birlikte çalışmalıdırlar…

 

Oldum olası fantastik evrenleri severim. Bu nedendir ki Orc’uydu Elf’iydi, cücesiydi iyi bilirim. Bu filmde hoşuma giden şey bu fantastik evrenlerin hep ya Ortaçağ atmosferinde (Warcraft, Yüzüklerin Efendisi, Ejder Mızrağı serisi gibi) ya da çok futuristik bir gelecekte (En iyi örneği Warhammer serisi) geçerken bu ortamın günümüzde geçmesi. Filmin ortamı aslında Yüzüklerin Efendisi’nde geçen olaylardan 2000 yıl geçse ve arada teknolojinin gelişmesiyle günümüzdeki ortamın oluşsaydı ne olurdu çok güzel yansıtıyor. Zarif Elfler gene snobluklarını korumakta, kendi mahallerinde züppe züppe takılmakta. Orklar ise nispeten kenar mahallelerde yaşamakta 2000 yıl önce ataları Dark Lord’un tarafını seçtikleri için hala cezalandırılmakta insanlar kendilerine ön yargıyla yaklaşmakta. Ancak hepsi illegal işlerde çalışmamakta kendi fiziksel özelliklerini taşıyan, bodyguard, Amerikan Futbolcusu gibi işlerde çalışmaktalar.

Filmin en sevdiğim yanı bu atmosferi ve zamanında District 9’da da gördüğümüz ezilenler ezme şansı eline geçerse ezerler mesajını çok güzel vermiş olması. Örnek vermek gerekirse Orclar’a karşı en önyargılı olanlar gerçek hayatta derilerinin renkleri ya da gözlerinin şekli yüzünden ırkçılığa maruz kalan Afro-Amerikalılar ya da Asyalılar olması çok güzel bir detay olmuş.

Eksiklere gelecek olursak aslında biraz bütçe yetersizliğinden biraz da yönetmen David Ayer’ın kapasitesinden olsa gerek gene hikayede gene havada kalan şeylerin olması. Spoiler vermek de istemiyorum ama örneğin Jakoby’nin son durumu ne oldu ikinci film gelmeden bilmek isterdim açıkçası. Bu filmde sadece Elf, Ork ve İnsanları gördük ama polis merkezinde nöbet tutan centaur polislerin olması aslında evrenin çok daha fazla ırka ev sahipliği yaptığını gösteriyor. Koca fantastik evrende bir fantastik dünyanın olmazsa olmazı olan cüceler niye yoktu gerçekten anlamadım.

Toparlayacak olursak önümüzde hikayesinin potansiyelini tam bilememiş, güzel atmosferli, yönetmeninin usta olduğu güzel aksiyon sahneli ortalama üstü bir film çıkmış. Bu nedenle sadece fantastik film severlere filmi tavsiye edebileceğim.

 

Sevgiler,

EB

Şu Ölümlü Dünyada Anı Yaşamak Gerek

 

Evet sevgili okurlarım, gerçekten bu aralar bir şeyler oldu. Yerli film üstüne yerli film tanıtıyorum. Sanırım 2018 yılı benim için ilklerin yılı oldu. Sinemada peş peşe izlediğim yerli film sayısı üçe çıkarak yerli film hat trick’ini yapmış bulunuyorum. Üçlemeyi sağlayan filmin konusuna bir bakalım beyazperde.com ne diyor:

Nesillerdir Haydarpaşa Garı’nda Anadolu Tat Lokantası’nı işleten Mermer Ailesi, 8 kişiden oluşan geniş bir ailedir. Kendi halinde, sade bir yaşamları olan bu insanlar dışarıdan oldukça sıradan bir hayat yaşamaktadır. Oysa gerçek hiç de öyle değildir. Mermer ailesi nesilden nesile kiralık katildir ve dünya çapında etkin olan dev bir organizasyon için çalışmaktadır. Ancak organizasyonun kimi kurallarının ihmal edilmesiyle birlikte işler karışır ve ailenin kimliği açığa çıkar. Artık aile pılını pırtını toplayıp yola koyulmalı ve peşlerindeki dev örgütü atlatabilmelidir…

Başta Leyla ile Mecnun ile gönüllerimize taht kurmuş Ali Atay’ın ikinci yönetmenlik denemesi ile karşı karşıyayız. Güzel bir yol filmi olan Limonata ile yönetmenlik sınavını başarı ile vermiş olan Ali Atay ikinci denemesinde çok farklı bir alana girerek en azından cesaretinden dolayı şapka çıkarılmayı hak ediyor. Zira Ölümlü Dünya hem konusu hem de çekim tarzıyla aslında İngilizler’in başarılı olduğu Suç Komedisi janrını kültürümüze güzelce yansıtmış. Ahmet Mümtaz Taylan, Mehmet Özgür ve Alper Kul gibi usta oyuncularla, Özgür Emre Yıldırım, İrem Sak, Sarp Apak gibi genç oyuncuların enerjileri ekrandan çıkacak gibi hissettiriyor. Filmde bolca yaşanan çatışma sahneleri ise aslında Türk Filmlerinin yumuşak karnı olması gerekirken hiç sırıtmayarak bana artık bizim de güzel aksiyon filmlerimiz olabileceği umudunu yeniden aşıladı.

Filmin olumsuz diyebileceğim birkaç konusuna gelecek olursak… Filmin mizah seviyesi absürt komedi olduğu için baştan uyarayım kimine komik gelen şeyler birçok kişi için “ne dedi ki şimdi bu” tepkisini verdirecek. Aslında yerinde ve zamanında küfüre hiç karşı değilim ama birkaç yerde gereksiz küfür edildiğini düşünüyorum. Bu yazacağım şeyin çok büyük ihtimal bütçe yetersizliğinden olduğunu tahmin etsem de kimi sahnelerde kopukluklar aslında filmi sevmeyen birçok kişinin ana nedeni.

Son olarak birkaç tane de mantık ve süreklilik hatası olsa (örneğin ilişki yaşamak yasak ancak nasıl nesillerdir bu kiralık katil cemiyetinin üyesi olmuşlar, Ahmet Mümtaz Taylan’ın karakterinin bir bu konuya açıklık getirmesini beklerdim) da, şahane müzikleri (Anadolu Tat Lokantası reklam jingle’ından sonundaki Boney M- Rasputinli şahane jenerik ve final sahnelerini unutmamak gerek), kalbur üstü oyunculukları ve değişik konusu ile bu absürt komedi-suç filminin  beni tatmin ettiğini söyleyebilirim. Hiçbirşey için olmasa artık dilime pelesenk ettiğim sümükle, çişle, ossurukla güldürmeye çalışmadığı için oldukça yeni bir şey denediği için izlenmesi ve şans verilmesi gereken bir film var karşımızda.  Ancak şu da bir gerçek ki bu film insanları taraflara ayıran bir film. Zaman geçtikçe ya filmi deli gibi seven ya da deli gibi nefret eden kişiler göreceksiniz. Ben mi? Ben tabii ki normale karşı biri olarak deli gibi seven taraftayım.

 

Sevgiler,

EB