Etinizi nasıl istersiniz Mösyö? Çiğ, Az pişmiş, Orta pişmiş?

Selamlar,

Daha önceki yazılarımdan birinde (belki de bir arkadaş ortamında da söylemiş olabilirim bilemedim) hep iyi hep güzel film tanıtmayacağımı belirtip düşük oranda da olsa kendimce kötü bulduğum filmler hakkında da yazacağımı söylemiştim. İşte bu sefer de onlardan biri ile karşınızdayım.

Öncelikle sinemayı hobinin ötesinde takip eden hobidaşlarımın kimisi gibi her filmi izlerken zevk alırım demeyi isterdim. Ancak malesef hala film seçme gibi bir kusurum var. Genel olarak aksiyon, suç, bilimkurgu ve tarihi filmleri severim. Menşei olarak da genelde sanırım dublajı sevmediğim ve dili de anladığımdan olsa gerek daha çok ABD ya da İngiliz filmlerini izlemekten daha çok zevk alıyorum. Peki ne sevmem? Şiddeti filmde eğer gereklilik ise sergilenmesini sorun etmem ancak sırf reyting için birilerine işkence edilen korku filmlerini ve sanat anlayışları bana uyuşmayan Fransız filmlerinden pek hazzetmem. Şu an karşımızda ne var? Fransız Korku filmi. Akıllı okuyucularım sanırım parçaları yerine oturtmuştur :).

Filmin konusuna gelecek olursak Veterinerlik fakültesini yeni kazanmış genç bir vejetaryanın “çaylak” olarak  adlandırılan birinci sınıflara yapılan kabul töreninde zorla et yedirilmesinin ardından çiğ ete karşı hissettiği doyulmayan arzunun hanım kızımıza yaşattıkları olarak özetleyebiliriz.

Şu noktada samimi olacağım inanın filmi beğenmek için çok zorladım, ancak 90 dakika boyunca genelde yarı çıplak takılınan partiler sonrası çiğ et yenme sekansları ve buna da mantıklı bir neden uydurulmamış olması açıkçası filmi benden soğuttu. Evet izleyiciye her şeyi açıklayan kafasını çalıştırmayan filmlerden hoşlanmıyorum ama tüm işi de izleyiciye bırakan tembel filmlerden de hoşlanmıyorum.  Film hakkında araştırma yaparken İsveç’deki gösterimlerden birinde 30 kişinin salondan ayrılıp 2 kişinin şahit oldukları iğrençlikten bayılmasını duymak bir nebze de olsa bende pek anormallik olmadığını gösterdiği için rahatlattı.

 

Toparlayacak olursak  Julia Ducournau  daha yolun başında bir yönetmen. Daha önce yönettiği bir kısa filmi ve bir televizyon filmini saymazsak ilk uzun metrajlı filminde çok da kötülemek istemem ama bu tarz  havada kalan filmler yapmaya devam ederse Paris’de Montmartre’de takılan sanatçıyım deyip hiçbir şey yapmayan kişilerden öteye geçemeyeceğini düşünüyorum.

 

Sevgiler,

EB

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir