Yakarsa Dünyayı Garipler Yakar

Selamlar,

Dün yurtdışından müziğe yön veren bir grubun bulunduğu biyografik bir filme karşınızdaydım. Bugün ise doğrudan memleketin içinden müziğe yön veren demenin hafif kaldığı arabeskin a’sından anlamayanın bile kendisinde bir şey bulduğu herkesin babası lakabını alnının hakkıyla alan bir kişi, Müslüm Gürses hakkında çekilmiş film ile beraberiz.

Standart biyografi filmlerinde bulunan çocukluktan kişinin ölümüne kadar olan tüm anları olabildiğince aktarmış bir film olmuş Müslüm. Urfa’daki çocukluğundan Adana’daki gençlik yıllarına ve tabii ki İstanbul’daki son günlerine kadar her anı detaylıca anlatılmaya çalışılmış. Burada Bohemian Rhapsody’de belirttiğimiz iki ucu keskin bıçak kavramı da hakim. Müslüm Baba’nın özellikle Muhterem Nur’a göstermiş olduğu şiddet vakaları (filmde sadece tanıştıkları anda anekdot haline getirilmiş bir sahne bulunmakta) ve ölümden döndüğü (gerçek anlamda) trafik kazasından sonra yaşadığı baş ağrısı ve çınlamaları bastırmak için alkol ve diğer keyif verici maddelere olan yatkınlığı herkesçe bilinse de filmde olabildiğince hafifletilmeye çalışılmış ki bence bunda bir mahsur yok. Sonuçta Müslüm bir belgesel filmi değil Müslüm Gürses’in hayatındaki kesitleri stilize bir biçimde anlatan bir film.

Müslüm Gürses’in hayatı gerçekten zorlu geçtiği aşikar. Hani film kurgu olsa senaristlerine “Yok artık daha neler” denecek şeyler yaşadığı doğru. Ancak yaşadığı tüm aksiliklere, acılara rağmen her olaya iyi yanından bakmak gerektiğini göstermesi Müslüm Baba’nın kişiliğini de güzel yansıtılması filmin artılarından biri.

Tabii senaryo ve filmin güzel yönetilmesi sayesinde Adana’dan İstanbul’a memleketin her yöresindeki atmosferi bire bir hissediyoruz. Ancak Erkan Can’dan Zerrin Tekindor’a efsane bir kadronun müthiş performanslarını yadsımadan en büyük alkışı Küçük Müslüm rolündeki ilk büyük rolü ile Şahin Kendirci ve yetişkin Müslümü adeta yaşamış olan Timuçin Esen’e ne kadar teşekkür edilse az. Timuçin Esen’in sahne performanslarını izleyince bir an için babanın ölmediğini bile düşünebiliyorsunuz.

Sonuç olarak film 2018’in en iyi filmlerinden biri. Bu filmle “Beyaz Türkler Müslüm’e sahip çıktı” şehir efsanesinin ise iyice kanıtlandığını söyleyebilirim.

Sevgiler,

EB

İnsanları Hem Birleştiren Hem de Ayıran Lanet İcatlar: Cebimizdeki Yabancılar

Selamlar,

Gene mi Sinepir efendi dediğinizi duyar gibiyim. Hat Trick’i geçtik Quadruple’a döndük yerli film konusunda.  18 yıllık aktif sinema izleyicisi olduğum dönemi tarıyorum ve dört kere üst üste yerli filme gittiğimi kesinlikle hatırlamıyorum. 2018 yılı bu anlamda kaliteli yerli filmlerin de sayesinde  benim özelimde böyle bir rekora imza attırdı. Beş olur mu diye sorarsanız muhtemelen olmayacak çünkü haftaya gelecek olan Black Panther’e gitmeyi planladığım için seriyi bozacağız gibi gözüküyor.

Gelelim filmiimizin konusuna, bakalım beyazperde.com ‘da ne yazılmış:

Yedi eski dost bir akşam yemeğinde bir araya gelmeye karar verir. Herkes sofranın başında oturmuş sohbet etmekte, şen kahkahalar eşliğinde yemek yemektedir. Yemek sırasında bir oyun oynamaya karar verilir. Oyun oldukça basittir; herkes telefonlarını masaya koyacak, gelen her mesaj ve bildirim yüksek sesle okunacaktır. Yedi dostun maskelerinin ardındaki hayatlarını ile cep telefonlarını ortaya koymaları ilişki dengelerini altüst eder. Bunca zaman çok yakın dost olduklarını düşünün grup aslında birbirlerine yabancıdır.

Film öncelikle 2016 yapımı İtalyan Filmi Perfetti Sconosciuti yani Perfect Strangers’dan uyarlanmış. Genelde adı bilinmeyip “Mavi Saçlı Tontiş Kadın” olarak anılan ancak tabii ki bu tanımın oldukça ötesinde olan bir sanatçı Serra Yılmaz’ın ilk yönetmenlik denemesi. Ebedi kankası Ferzan Özpetek’in de desteği ile bu sınavdan alnının hakkıyla çıktığını söyleyebilirim. İlk denemede kendisinin tanıdık suları olan İtalyan Sinemasından bir örneğin yerli adaptasyonu güzel bir seçim olmuş.

Filme gelecek olursak  ağırlıklı olarak yemek davetinin geçtiği evde ve sadece 7 karakterle (Çiftlerin birkaç repliği olan çocukları ya da anne babalarını saymıyorum) oldukça minimal olan film aslında oldukça fazla şey anlatıyor. Teknolojinin gelişmesiyle herkesin elindeki telefonlar yavaş yavaş uçaklardaki kara kutulara dönmesini, aslında eşe dosta söyleyemeyeceğin bir çok şeyi küçücük aygıtlara aktardığımızı ve bu kara kutular açılırsa Pandora’nın Kutusu’nun açılmasına eşdeğer küçük kıyametler yaşanabileceğini oldukça güzel anlatmış. Tabii burada başta bu aralar yükselen trend olan Çağlar Çorumlu olmak üzere tüm oyuncuların güzel performansları da büyük etken. Filmi izleyen arkadaşlara “Siz böyle bir oyun oynar mısınız” diye sorduğumda pek tatmin edici cevap alamadığımı da söylemeden edemeyeceğim.

Film benim için oldukça ortalama üstü. Zaten her yerli film tanıttığımda yazdığım -ve sıkılmadan yazmaya devam edeceğim- artık cesur filmlerimiz olması gerektiğini, sadece gaz çıkartan, işeyen, tüküren küfür eden karaktere bel bağlayan (ki bu hafta bir tane daha adını bile anmak istemediğim bir film vizyona girmiş ve salonları işgal etmekte) filmlerin azalarak bitmesinin, Cebimdeki Yabancı gibi, Ölümlü Dünya gibi, ille güldürmeyi planlıyorsa Aile Arasında gibi kaliteli filmlere ihtiyacımız olduğunu belirtmek istiyorum. İşte bu yüzden bu filmi de sevdim. İlle eksik birşey yok mu diye sorarsanız adet yerini bulsun filmi oldukça fazla “beyaz yaka” buldum. Filmde yer alan karakterlerin meslekleri  sırasıyla şöyle: doktor, muhasebe müdürü, psikolog, uluslararası şirkette satış müdürü, veteriner, fitness antrenörü ve akademisyen. Yani filmde bahsi geçen konu metropollerde yaşayan ve genel olarak benim de çevrem olan beyaz yakalılara  hitap etmesi filmdeki karakterleri gerçek bulmayacak başka bir kitle oluşturacak ancak ben film sevenlere Cebimdeki Yabancı’ya şans vermelerini tavsiye ederim.

Sevgiler,

EB

Şu Ölümlü Dünyada Anı Yaşamak Gerek

 

Evet sevgili okurlarım, gerçekten bu aralar bir şeyler oldu. Yerli film üstüne yerli film tanıtıyorum. Sanırım 2018 yılı benim için ilklerin yılı oldu. Sinemada peş peşe izlediğim yerli film sayısı üçe çıkarak yerli film hat trick’ini yapmış bulunuyorum. Üçlemeyi sağlayan filmin konusuna bir bakalım beyazperde.com ne diyor:

Nesillerdir Haydarpaşa Garı’nda Anadolu Tat Lokantası’nı işleten Mermer Ailesi, 8 kişiden oluşan geniş bir ailedir. Kendi halinde, sade bir yaşamları olan bu insanlar dışarıdan oldukça sıradan bir hayat yaşamaktadır. Oysa gerçek hiç de öyle değildir. Mermer ailesi nesilden nesile kiralık katildir ve dünya çapında etkin olan dev bir organizasyon için çalışmaktadır. Ancak organizasyonun kimi kurallarının ihmal edilmesiyle birlikte işler karışır ve ailenin kimliği açığa çıkar. Artık aile pılını pırtını toplayıp yola koyulmalı ve peşlerindeki dev örgütü atlatabilmelidir…

Başta Leyla ile Mecnun ile gönüllerimize taht kurmuş Ali Atay’ın ikinci yönetmenlik denemesi ile karşı karşıyayız. Güzel bir yol filmi olan Limonata ile yönetmenlik sınavını başarı ile vermiş olan Ali Atay ikinci denemesinde çok farklı bir alana girerek en azından cesaretinden dolayı şapka çıkarılmayı hak ediyor. Zira Ölümlü Dünya hem konusu hem de çekim tarzıyla aslında İngilizler’in başarılı olduğu Suç Komedisi janrını kültürümüze güzelce yansıtmış. Ahmet Mümtaz Taylan, Mehmet Özgür ve Alper Kul gibi usta oyuncularla, Özgür Emre Yıldırım, İrem Sak, Sarp Apak gibi genç oyuncuların enerjileri ekrandan çıkacak gibi hissettiriyor. Filmde bolca yaşanan çatışma sahneleri ise aslında Türk Filmlerinin yumuşak karnı olması gerekirken hiç sırıtmayarak bana artık bizim de güzel aksiyon filmlerimiz olabileceği umudunu yeniden aşıladı.

Filmin olumsuz diyebileceğim birkaç konusuna gelecek olursak… Filmin mizah seviyesi absürt komedi olduğu için baştan uyarayım kimine komik gelen şeyler birçok kişi için “ne dedi ki şimdi bu” tepkisini verdirecek. Aslında yerinde ve zamanında küfüre hiç karşı değilim ama birkaç yerde gereksiz küfür edildiğini düşünüyorum. Bu yazacağım şeyin çok büyük ihtimal bütçe yetersizliğinden olduğunu tahmin etsem de kimi sahnelerde kopukluklar aslında filmi sevmeyen birçok kişinin ana nedeni.

Son olarak birkaç tane de mantık ve süreklilik hatası olsa (örneğin ilişki yaşamak yasak ancak nasıl nesillerdir bu kiralık katil cemiyetinin üyesi olmuşlar, Ahmet Mümtaz Taylan’ın karakterinin bir bu konuya açıklık getirmesini beklerdim) da, şahane müzikleri (Anadolu Tat Lokantası reklam jingle’ından sonundaki Boney M- Rasputinli şahane jenerik ve final sahnelerini unutmamak gerek), kalbur üstü oyunculukları ve değişik konusu ile bu absürt komedi-suç filminin  beni tatmin ettiğini söyleyebilirim. Hiçbirşey için olmasa artık dilime pelesenk ettiğim sümükle, çişle, ossurukla güldürmeye çalışmadığı için oldukça yeni bir şey denediği için izlenmesi ve şans verilmesi gereken bir film var karşımızda.  Ancak şu da bir gerçek ki bu film insanları taraflara ayıran bir film. Zaman geçtikçe ya filmi deli gibi seven ya da deli gibi nefret eden kişiler göreceksiniz. Ben mi? Ben tabii ki normale karşı biri olarak deli gibi seven taraftayım.

 

Sevgiler,

EB

 

Nayır Nolamaz Narife Narif Ni Nerekti?

Selamlar,

Evet biliyorum hepimiz şaşkınız, yüzünü sinema konusunda batıya dönmüş Sinepir efendi hangi dağda kurt öldü de peşpeşe iki tane yerli film hakkında yazı yazıyor diyenleri duyar gibiyim. Eh her zaman dediğim gibi söz konusu kaliteli yapımsa gerisi teferruat oluyor.

Cem Yılmaz’ı 1995 yılındaki karikatürlerinden beri takip etmekteyim. Her ne kadar çizimler biraz -doğal olarak- acemice olsa da tespitler, espriler aslında şu an karşımızdaki zekanın ilk göstergesi imiş meğerse.  Ancak ben pek çok kişinin aksine stand-up show’larından ziyade filmlerini severim. Her Şey Çok Güzel Olacak ile başlayan serüveni G.O.R.A ile “Türkler komedi ya da dram dışında bir tarz yapamaz” teorisini çürüten nadir filmlerden biridir. Tamam tabii ki komedi var ancak içindeki bilimkurgu göndermeleri her babayiğidin harcı değil.

Gelelim Arif V 216’a. Konuya gelecek olursak  sinemalar.com’da ne yazılmış bir bakalım:

Arif’in yakın dostu 216, insan olmaya karar vererek dünyaya gelir ve burada başına olmadık işler gelir. Her ne kadar insan olabilmek için kıyasıya bir çaba harcasa da 216’nın (Ozan Güven) farklılıkları çok barizdir. Üstelik bir de gözleri görmeyen Pembe Şeker’e (Seda Bakan) aşık olmuştur. Kötü niyetli bir iş adamının onu kopyalamaya kalkışmasıyla Arif (Cem Yılmaz) devreye girecek, 216’yı ve tüm dünyayı kurtarmaya çalışacaktır.

Film tam bir  komedi- bilimkurgu soslu “kendini iyi hisset” filmi. Nostalji aşıkları özellikle filmin 1960larda geçen kısmına bayılacak. Filmin bu bölümde geçen bölümü tam bir ustalara saygı geçidi. İtiraf edeyim Sadri Alışık’ı, Ayhan Işık’ı, Zeki Müren’i başka bir aktörün canlandırması ile de olsa yeniden görmek ve o eski güzel şarkıları dinlemek gerçekten insanı mutlu ediyor.  Filmin “Geleceğe Dönüş” tadındaki kısımları ise gerçekten güzel kotarılmış. Burada Cem Yılmaz’ın sinema literatürüne hakim olması tabii büyük etken. Tabii  Roland “Emerik” Emmerich’i biraz harcamış ama olsun o kadar. Gelecekte geçen sahnelerdeki efektlerin sırıtmaması beni gerçekten sevindirdi.

Gelelim hiç mi kötü yanı yok tarafına. E adet yerini bulsun biraz fazla  ürün yerleştirme var, malum beyaz eşya firmasının bir çok ürünü gözümüze gözümüze sokuluyor diyelim. Tabii yıldızlar geçidi gibi olan bu filmin finanse edilmesi için bu eylemin de gerekli olduğunun farkındayım. Dediğim gibi eleştirimizi yaptık adet yerini buldu.

Bu film ve Cem Yılmaz gerçekten Türkiye için bulunmaz bir nimet. Bu film tüm seyirciyi balgam atan, gaz çıkartan, küfür eden ayılık yaparak espri yaptığını zanneden seyircinin zekasıyla alay eden “Abi mecbur böyle film çekmek zorundayız halk bunu istiyor” diyenlere, bu argümanı kalitesiz film yapmanın bahanesi sayan tüm yönetmenciklere, senaristçiklere tokat niteliğinde bir cevap. Cem Yılmaz’ı burada gene tebrik ediyorum. 1998’den beri hep yarışılan adam oldu. Ama her dönem rakibi ya da muadili olarak görülen hiç kimse ortada kalmazken Cem Yılmaz yoluna güzel bir biçimde devam ediyor. Ben inanıyorum ki bundan 10 yıl sonra şu dönem kendisine rakip denilen insanlar ossuruklu, çişli filmler çekmeye devam ederken Cem Yılmaz Türk Sinemasını alıp başka bir yere götürecek.

Bunu da söyledikten sonra e hadi artık gelsin bir Erşan Kuneri Filmi de kayalım diyor huzurlarınızdan çekiliyorum.

Sevgiler,

EB

Aile Arasında Kalsın Ama Ben Bu Filmi Pek Sevdim

 

Selamlar,

Öncelikle bu filmi geçen Cuma gittiğimi söylediğimde dost çevresinde ufak bir fırtına koptu. Neden belli idi, genelde nerede fantastik ıvır zıvır olan, uçan kaçan karakterin olduğu ya da eğer film gerçekçi ise kurşunların havalarda uçuşup cesetlerin paldır paldır döküldüğü filmleri genel olarak izleyip tanıtıp övdüğümü bilen arkadaşlar neredeyse tarzım dışı olduğunu kabul ettiğim bu filmi izleyip beğendiğimi söylediğimde çok şaşırdılar. Aslında şaşılacak pek de bir şey yok çünkü bir çok zaman belirttiğim gibi eğer izlediğim şey türünün kaliteli örneğiyse tarzım dışı da olsa beğenmek, övmek ve tabii ki de başkalarına tavsiye etmek boynumun borcu oluyor.

Konuya gelecek olursak doğrudan beyazperde.com ‘da nasıl özetlemişler bakalım:

21 yıllık ilişkileri aynı gün noktalanan nevrotik Fikret ile müzikhol vokalisti Solmaz komik bir tesadüfle tanışır. Solmaz’ın kızı Zeynep, Adanalı sevgilisiyle evlenmeye karar verince her şeyden korkan Fikret, kendini bir anda hayatının rolünü oynarken bulur. Aile arasında olması planlanan nikah, damadın ailesinin ısrarıyla büyüdükçe büyür. Bu ekip düğün hazırlıkları boyunca silahlı, geleneksel, kebapçı zinciri sahibi Adanalı aileyle anlaşabilecek ve bu düğün bir terslik çıkmadan yapılabilecek midir?

 

Aslında zaten konuyu okuyunca hiçbir işin planlandığı gibi gitmeyeceğini ve bu aksiliklerle bir kahkaha tufanı olacağını az çok herkes tahmin edebiliyordur. Ancak burada olay neticede değil haticede. Filmin misyonu belli, komik bir film yapmak istemişler. Bunu yaparken ise birçok şu an maalesef Türk filminin düştüğü tuzak olan seviyesi espri tuzağına düşmemişler. Evet arada sırada küfür var filmde ancak asla ama asla hiçbir karakter yersiz küfür etmiyor, balgam atmıyor, en olmadık yerde gaz çıkarmıyor. Gerçek hayatta olması gereken küfür neyse o kadar küfür ediliyor. Çukurova’da büyümüş biri olarak takdir edersiniz ki Adanalı bir karakterin küfür etmediği bir film işte asıl o zaman gerçekçi olmazdı haksız mıyım? Tabii senaryo burada büyük etken. Gülse Birsel, ilk sinema filmi deneyiminde açıkçası tam not alıyor. Etraftan duyduğum genel eleştiri Yalan Dünya ya da Avrupa Yakası’nın daha uzun metrajlısını çekmiş olsa da insanların ne beklediğini gerçekten anlamıyorum. Quentin Tarantino tadında suç filmi senaryosu mu bekleniyor? Sonuçta misyonunu yerine getiren çok güzel bir senaryo var karşımızda. Tabii bu senaryoyu beyazperdeye aktaran Ozan Açıktan kesinlikle unutulmamalı. Bir önceki filmi Annemin Yarası’nın da başarısı tarz ne olursa olsun güzel birşeyler çıkartacağının göstergesi olmuş.

Oyunculardan ise detaylı bahsetmeyeceğim bile.  Erdal Özyağcılar ya da Devrim Yakut gibi duayenleri değerlendirmek pek bana düşmez ama genel olarak oyuncular performanslarının zirvesindeydi. Engin Günaydın yer yer tek kişilik şova dönüştürüyor işi ( yüzleşmek için dünürünün yanına gittiği sahneye dikkat). Demet Evgar her zamanki güzelliği ve oyunculuğu ile göz dolduruyor. Behzat Ç’den beri severek izlediğimiz Fatih Artman damat rolü ile kendini beğendiriyor. Gülse Birsel, Şevket Çoruh sahneleri az da olsa görevlerini yerine getiriyor. Belki de en sırıtan oyunculuk evin kızı Zeynep rolündeki Su Kutlu’da da olsa film oyunculuktan da güzel bir not alıyor.

İtiraf edeyim filmin ikinci yarısının bizim topraklarda geçmesi filme kafadan artı puan kazandırdı. Ancak gene de son zamanların eli yüzü düzgün ve sinemada izlenmesi gereken nadir Türk Filmlerinden biri. Tabii ki karar mercii ben değilim ama şu blog açıldığından beri yazılan 43 film arasındaki 2 Türk filminden biri olması (ki diğeri nostaljik saygı kontenjanından giren Tarkan filmi idi) ve güncel zamanlarda çekilmiş ve beğenimi kazanmış tek Türk Filmi olmasından dolayı benim gönlümde yerini kaptı. Filmin misyonunun güldürmek olduğunu unutmadan izlendiğinde ve doğal karşıladığım ufak tefek mantık ve bence süreklilik hatasını göz ardı edildiğinde mutlaka sinemada izlendiğinde 2 saat güzel vakit geçireceğinizin garanti olduğu güzel bir film olmuş. Bu nedenle sinemayla ilgili ilgisiz herkese bu filmi tavsiye edebilirim.

 

Sevgiler,

EB