Bu Sarışın Tam Bir Atomik Bomba

 

Yo dostlarım yo İsmail YK yeni bir albüm çıkartmadı 🙂 Sadece başrolünü Charlize Theron ‘un oynadığı Atomic Blonde’u tanımlayacak başka bir cümle olamazdı.

 

Film 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasına çok yakın bir dönemde Berlin’de geçiyor. Ortalık karışık, MI6, CIA, KGB ve başka birçok ülkenin ajanı şehirde cirit atıyor. İşte bu atmosferde hayatını kaybeden meslektaşının cinayetini açığa çıkartmak ve o sırada çok önemli bilgileri içeren dosyaları yeniden ele geçirmek için Berlin’e ayak basan bir MI6 ajanının hikayesini anlatmakta.

Peşinen söyleyeyim filmi herkes beğenmeyebilir. Ancak, sıradan bir çizgiroman olmayan The Coldest City ‘den uyarlanması, bol bol neon ışıklı pastel renkler, eski bir dublör olan ve aslında John Wick’in arkasında olan yönetmen David Leitch ‘in eski tecrübelerini yansıttığı oldukça estetik sahneler olması, 80’lerin harika müzikleri ile kulağımın pasını şahane bir biçimde atması zaten kafadan gönlüme 3 gölü atmış oldu.  

Yani kısacası, aksiyon sevenler, Charlize Theron hayranları ve Berlin aşıkları filmi hiç vakit kaybetmeden izlesin.

 

Sevgiler,

EB

 

İskoçyanın Son Kralı İdi Amin: Görünce Aksi İstikamete Kaçılması Gereken Adam

 

Merhaba,

Blog’da tanıttığım filmlerin geniş bir çerçevede olmasına özen göstermekteyim. Bu sefer de tam olarak biyografik olmasa da gerçek olaylardan esinlenmiş bir filmi tanıtmak isterim.

Filmde  Uganda yönetimini 1970’lerde darbe ile ele geçiren Ugandalı diktatör İdi Amin’i kendisinin özel doktorunun gözünden izlemekteyiz. Zaten filmde tüm olanlar bu doktor karakteri dışında neredeyse gerçek olaylar ile paralel gitmekte.

Diktatör deyince hepimizin tüylerini diken diken olmakta. Tüm muhalefeti kurşuna dizen, Ugandalılar’ın iyiliği için ülkedeki tüm Asyalıları sınır dışı eden, tüm dünyaya “Bize laf söylüyorlar çünkü bizi kıskanıyorlar” diyen bir lider İdi Amin. Burada politik bir mesaj bekleyenler salonu terk edebilir çünkü sıra bu insanın tüylerini diken diken eden diktatörü ustalıkla canlandıran ve bunu da 2007 yılında bir Oscar heykelciği ile taçlandıran Forest Whitaker ‘a şapka çıkartmak geliyor. Tarihi kayıtlara göre liderliği boyunca 300000’den fazla Ugandalı’nın ölümüne neden olmuş bir karakterin  çocuklarına olan sevgisinden, iktidarı ele alınca “Hastane yapacağım, yol yapacağım” vaatlerini yerine getirirken “Kimse beni sevmiyor” noktasına gelmesine kadar tüm süreçlerini bu kadar acıya neden olsa da izleyicinin sempati beslemesini sağlamak her babayiğidin harcı değil kabul edelim. Filmde İdi Amin’in halka seslendiği mitinglerde oynayan 60 yaş üstü figüranlar  Forest Whitaker‘ın sesinin ve hareketlerinin gerçek İdi Amin’e benzemesine oldukça fazla şaşırmışlar. Bu anekdotu da oyunculuğun seviyesini biraz olsun daha fazla anlatabilmek için paylaştım.

Peki hiç mi kötü yanı yok? Ne yalan söyleyeyim normalde oyunculuğunu çok sevdiğim James McAvoy ‘un İdi Amin’in doktoru Nicholas Garrigan karakteri filmde çok eğreti durmuş. Bence İdi Amin’in İskoçya hayranlığına zayıf bir biçimde bağlanmış  hani hiç olmasa dahi olabilecek bir karakter aslında.  

Bitirmeden önce toparlarsak film gerçekten başarılı. Özellikle Ortadoğu’nun yaşanan sorunlarını ezberlemiş bir toplum olsak da Uganda gibi bize oldukça uzak bir ülkedeki yaşanmış olayların içine ve atmosferine sokabilen filmi tüm biyografik film sevenlere tavsiye ederim.

 

Sevgiler,

EB