Bilimkurgu Klişeleri İle Dolu Vasat Bir Film

Selamlar,

Bilimkurgu sevenlerin adından ve ambiyansından sineğin ışığı çektiği gibi çekeceği için bir uyarı mahiyetinde yazıyorum bu postu.  Normalde Target Games adlı masaüstü oyunları yapan bir firmanın oyunundan uyarlama olan film her hali ile ısmarlama bir film olduğu oldukça anlaşılıyor.

Buz Çağının sonunda Makine uzaydan gelir ve insanları mutantlara çevirmeye başlar. Bir kahraman Makinayı yener ve mühürler. 2707 yılında dünyayı Mishima, Bauhaus, Capitol ve Imperial adında dört şirket yönetmektedir ve savaş halindedirler. Capitol ve Bauhaus’un çatışmalarından birinde mühür kırılır Makine insanları mutantlara çevirmeye yeniden başlar. İnsanlığın çok azı Mars’a kaçar. Samuel Birader Tanrıya’ya ve eski zamanlardaki mutantlar hakkında yazılan günlüklere koyu bir biçimde inanmaktadır. İnsanlığın son şehri mutantlar tarafından kuşatıldığında şirketlerin lideri olan Constantine’e gider ve Makineyi bu sefer kökünden yok etmek için 20 adam ve bir hava aracını alıp intihar görevine çıkar gibi benim için bile aşırı klişe bir konuya sahip filmimiz.

Zira gruptan sadece bir kişi kurtulur’dan ‘baktım ölüyorum grup için kendimi feda ederim insanı’na, efendime söyleyeyim ‘bak bir adet kehanet var elimizde ona göre hareket ediceğiz ama filmin finalinde kesin bir doğaçlama yaparız’a kadar dolu klişe mevcut filmde. Bunları bilerek zaten oturdum ekran karşısına ancak bu tür çöp filmlerde konudan ziyade görselliğe önem verilir ki sanırım 2000 yılının teknolojisini kullanmışlar  ki garibanların parası yokmuş.  Efektlerin yeşil ekran kaynaklı olduğu  o kadar belli ki, dört duvar arasında çekildim diye bas bas bağırıyor film. Sonuç olarak yeni bir şey yok ama filmin şöyle güzel bir yanı var:Anna Walton. Pek bilinmez ama böyle asalet, böyle güzellik zor bulunur beyazperdede. Zaten   Hellboy 2’de de zarifliği ortadaydı  ama ağır makyajdan olsa gerek dikkati çok çekmeyebilir ancak şimdi bu rezil film sayesinde bunu farketmeyenler hatalarını telafi etmiş olurlar.

Spoiler’lı Not:

John Malkovich‘e sırf afişte adı öne çıksın diye para verilmiş 2 tane repliği var onu söylüyor gidiyor. paraya mı sıkıştı nedir niye bu filmde oynamış onu da anlamadım valla.

Sözün kısası ille izleyeceğim diyorsanız izleme listenizin çok altında olsun. Sonra mesuliyet kabul etmem.

 

Sevgiler,

EB

Gönlümün Kahramanı- The Punisher Reyiz

Öncelikle bu sefer biraz eskilere gittim farkındayım.  Ancak malum önümüzdeki aylarda Netflix’den Daredevil’in ikinci sezonunda görmüş olduğumuz Jon Bernthal‘in canlandırdığı Punisher’ın spinoff’u yayınlanmadan önce biraz da uçan kaçan gözünden ışıklar saçan ” Abi Cüneyt Arkın yapınca sevmiyorsunuz ama buna bayılıyorsunuz”cu arkadaşları da düşünerek zaman makinemize atladım ve Marvel’ın Disney tarafından kirlenmediği o güzel günlere dönerek kendi halindeki bu güzide film hakkında bir şeyler yazmaya karar verdim.

Çizgiroman sevenler zaten az çok Frank Castle nam-ı diğer Punisher karakterini bilir. Ancak bilmeyenler için genel bir tanıtım yapmak gerekirse önce çizgiromandaki hikayeyi ele alalım: Eski bir Vietnam gazisi olan Frank Castle güzel bir eş, bir kız çocuğu ve yaramaz bir oğlan çocuğundan oluşan ailesini Central Park’a piknik yapmaya götürür. Ancak maalesef iki hısım olan mafya grubunun çatışması ortasında kalırlar ve Frank’in ailesi çapraz ateşte hayatını kaybeder.  Polisin de bu olay karşısında pek birşey yapmadığını gören Frank askeri eğitimini kullanarak önce ailesinin intikamını almak için olaya karışan mafya üyelerini öldürür. Ancak Frank’in işi bitmemiştir, kanuna uymayan cinayet işleyen her türlü suç örgütü, tecavüzcü ya da seri katille olan ve ölene kadar devam ettireceği  savaş daha yeni başlamıştır.

Tabii filmde konu benzer olsa da bazı konularda konu oynanmış. Vietnam savaşı filmin çekildiği dönem ile arasında neredeyse 30 yıl olmasından dolayı Frank’in mesleğini FBI ajanı ve ailesinin ölümünden sorumlu kişileri de kara para aklanan bir holdingin yozlaşmış patronu ve ailesi olarak  değiştirmişler ancak konu bunun dışında aynı.

Öncelikle bir itirafta bulunacağım söz konusu Punisher olunca eser ne olursa olsun bir adım gözümde önde başlıyor. Zira gerçek dünyayı Supermanler ya da Batmanlar değil Punisher tarzı bir kahramanın kurtaracağını düşünüyorum. Hal böyle olunca olumsuz eleştiri yapmak için biraz zorlayacağım kendimi.

Film genel olarak daha önce de belirttiğim gibi çok fantastik olmadığı için çizgiroman filmi olarak değil de sürükleyici bir aksiyon filmi olarak ele alınabilir. Malum özel güçleri olan karakterin sıfır olması ve sadece silahların konuşuyor olması bu gözlemi boş çıkartmayacaktır.Bu şekilde düşünüldüğünde aslında film izleyene kendi kapasitesinde bekleneni vermekte. Güzel bir intikam hikayesi, egzantrik düşmanlar, realistik çatışma sahneleri ve sadece kas gücü değil aklını da kullanan iyi bir esas oğlan. Filmde yalan yok bu kadar övmeme rağmen sevmediğim tek nokta başrol. Çünkü Frank Castle’ı oynayan  Thomas Jane aslında Punisher’ı oynamak için her ne kadar sesini kalınlaştırsa ve kaşlarını çatsa da çok fazla “Babyface” geldi bana. Zaten film yapımcıları da bunu anlamış olacak ki hem birbiri ile bağlantılı olmasa da Punisher: War Zone (2008)‘de bu film aslında şu an anlattığım filmden kötü de olsa daha uygun bir Punisher olan Ray Stevenson ‘ı şimdi de 2017’de gelecek dizide de sert çocuk olduğu her halinden belli olan   Jon Bernthal daha uygun seçimler olduğunu düşünmekteyim.

Thomas Jane- The Punisher 2004 Model

 

Ray Stevenson- The Punisher 2008 Model

 

Jon Bernthal- The Punisher 2017 Model

 

Peki bu kadar çizgi roman sevmeyenler için filmi önerdim çizgi roman sevenleri unutur muyum? Tabii ki hayır. Özellikle 2004’de Türkiye’de de yayınlanmış olan Welcome Home Frank adlı hikaye serisinden neredeyse birebir sekanslar ve karakterlerin olması filmi izlerken ayrı bir zevk verdiğini söyleyebilirim. Merak edenler için bir kuple görsel de aşağıda 🙂

The Punisher vs The Russian (Filmde)

The Punisher vs The Russian (Çizgiromanda)

 

Sonuç olarak bir şaheser olmasa da kesinlikle boşa gitmeyecek bir 2 saati garanti ediyorum. Filmi özellikle gazetedeki 3. sayfa haberlerini okuduktan sonra izlerseniz başlığın atılma nedenini de daha anlaşılmış olacaktır.

 

Sevgiler,

EB