Çember Daralıyor, Isı Artıyor…

Selamlar,

Bu sefer bir klasik ile karşınızdayım. Posteri görüp oyuncuların ismini gören özellikle 40 yaş üstü sinema severler hafifçe bir titrer gibi oldu farkındayım. Çünkü Heat sinema dünyasında bazı şeyleri allak bullak eden bir film.

Yaptığı her soygunu ince detaylarla planlayan Neil McCauley genelde kendi gibi uzman bir ekiple çalışan milyon dolarlık soygunları tercih eden profesyonel bir hırsızdır. Vincent Hanna ise hırslı, şehrinde yaşanan soygunların ve şiddet sarmalının sona ermesini isteyen bir polistir. McCauley’in son işinde ekibinden birinin yaptığı hata yüzünden Hanna’nın radarına girmiştir. McCauley ya her şeyi bırakıp kayıplara karışacak ya da son bir defa hayatının vurgunu yapıp emekliye ayrılacaktır.

Bir kere poster her şeyi anlatıyor. Al Pacino ve Robert De Niro gibi iki usta Godfather 2’den sonra (ki o filmde oynadıkları rol gereği hiç bir sahnede birlikte gözükmemişlerdi) ilk defa aynı karede izleme şansını bu filmde kazanıyoruz. İkincisi döneminin gerçekten ötesinde çatışma sahneleri olan heyecanlı bir film izliyoruz. Hatta bu sahneler o kadar gerçekçi bulunuyor ki yönetmen Michael Mann’ın gerçekçi çatışma sahneleri hala birçok gerçek polis eğitimlerinde kullanıldığı bilgisini vermekte yarar var. Üçüncüsü filmin hikayesi o kadar güzel ki iki saat elli dakika nasıl geçiyor anlamıyorsunuz bile. Tabii ki bunda Michael Mann’ın usta senaristliği ve hikayeyi gerçekten tanıdığı bir polisin daha önce tanışmış olduğu bir suçlu ile yaşamış olduğu mücadeleyi temel almasında çok büyük pay var. Boşuna Michael Mann diyince akla gerçekçi filmler gelmiyor.

Bazı filmler zamansız oluyor. İşte Heat de her ne kadar 1995 yapımı olsa da 2019 yılında da 2029 yılında da izleseniz ölümsüzlüğünden hiçbir şey kaybetmeyecek. Bu nedenle hala izlememe gibi bir durumda iseniz hiç vakit kaybetmeden izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.

Sevgiler

EB

Melek misin Şeytan Mısın Bebeğim?

Selamlar,

Daha önce defalarca İngiliz filmlerini özellikle de İngiliz Suç filmlerini sevdiğimi söylemiştim. İşte bu filmde bu janrın önde gelecek örneklerinden biri olduğunu düşünüyorum. Yönetmen Edgar Wright zaten daha önce Shaun of The Dead, Hot Fuzz ve Scott Pilgrim Vs. The World filmleri ile hangi tarzda film çekerse bu tarzı bir tık farklılaştırdığını göstermiş bir yönetmen.  Shaun of The Dead bir zombi filmiydi ama nasıl yani dedirten bir çok yönü vardı. Hot Fuzz sözüm ona bir polisye idi ancak yer yer karınları ağrıtacak kadar komikti. Scott Pilgrim Vs. The World daha hangi köşeden dönsen karşına bir çizgi roman filmi çıkmadığı dönemlerde çekilmiş oldukça sıradışı bir çizgi roman filmiydi.  İşte bu filmler sayesinde Edgar Wright kardeşimiz yaptıklarım yapacaklarımın teminatıdır demiş ve Baby Driver gibi mükemmel bir film çekmiş. Konusuna gelecek olursak kısaca şöyle:
Baby genç yaşına rağmen oldukça deneyimli bir sürücüdür. Genç görünümü yüzünden Baby lakabını alan genç sürücümüz daha 12 yaşında iken suç dehası Doc’un kanatları altına girer. Banka soygununun ardından kaçış için sürücülük yapan Baby Doc’un normalde yaptıkları işlerden daha üst düzey bir soygun planladığında yolu psikopat bir ekip kesişir ancak girdiği bu iş başarısız olmaya mahkum bir soygundur. İşler ters gittiğinde kurtarması gereken sevdiklerinin yanında olması gerekecektir.

Filmde kere film boyunca harika şarkılar dinliyoruz.  Film sıfır CGI yani özel efekt içeriyor ki bu nedenle eski usul aksiyon sevenlerin sahnelere bayılacağını düşünüyorum.

Oyuncular ise gerçekten takdire şayan. Psikopat Bats rolüyle Jaime Foxx, maskülen çekiciliğini Mad Men’de birçok izleyici ile tanıştıran Buddy rolü ile Jon Hamm, Baby’nin kalbini küt küt attıran  Debora rolü ile açıkçası ilk defa izlediğim ve beğendiğim Lily James, tüm suçların beyni, kendi çocuğunu bile suça dahil eden ama bir o kadar da babacan Doc rölüyle şu an özel hayatında yaptığı bazı edepsiz şeyler nedeniyle sevilmeyen ancak bunun için dahi olsa performansna laf söylenmeyecek Kevin Spacey ve adı gibi bebek yüzlü olan Baby rolü ile Ansel Elgort  resmen birbirini tamamlamış. Her sahnede gencinden yaşlısına birbirinden rol çalarak şahaneler yaratmışlar.

Edgar Wright bu film için 1995’den beri uğraştığını belirtmiş ve kendisinin şaheseri olduğunu belirtmiş. Gerçekten de özenilerek yapılmış bir film. Hatta bunu bir örnek ile taçlandırsak Baby’nin ekibe kahve aldığı açılış sahnesi tam 28 kere çekilmiş ve 21. çekimde karar kılınmış. Merak edenler için aşağıya videoyu paylaşıyorum.

Belki tüm izlediğim filmler arasında bir şaheser değil ancak yeni filmler arasındaki en iyi soygun filmlerinden biri olduğunu söylemem gerek. Tüm film sevenlere hala izlemedilerse izlemelerini tavsiye ediyorum.

Sevgiler,

EB