Thor: Cıvıklığın Tanrısı

 

Selamlar!

Instagram hesabımı takip edenler bilir ki filmlerle beraber kitaplar ve çizgiromanlar da ağırlıklı hobilerim arasında. Hal böyle olunca Çizgiroman uyarlaması filmler beni eğer kaliteli ise oldukça cezbetmekte. Ancak bu filmlere karşı olan zafiyetim maalesef şu dönemde bu tür filmler mantar gibi türediği için zayıf noktam haline geldi. Film vizyona giriyor ben gidiyorum izliyorum ve hayal kırıklığına uğruyorum. Arada çıkan bağımsız yapımları ayrı tutuyorum (misal Atomic Blonde, Snowpiercer ya da Kingsman serisi gibi) ancak artık kendi filmlerini kendi stüdyosunda çekme kararı aldıktan sonra her yıl 4-5 tane Marvel bazlı filmin çıkmasıyla bu hayal kırıklığım kat be kat arttı. İşte Thor: Ragnarok da bu hayal kırıklığı zincirinin son halkası oldu.

Konuya gelecek olursak Asgard’daki Tanrıların babası olan  Odin artık bilmem kaç milyon yaşında olmanın getirdiği iç huzur ile ölmeye karar verir (ölümsüzler ya istediklerinde ölüyorlar). Odin’in ölümüyle yıllar önce sürgüne gönderdiği ve ilk çocuğu olan Hela serbest kalır ve soluğu Thor ve Loki’nin yanında alır. İlk mücadeledeki ezici mağlubiyetten sonra Thor ve Loki yeniden güçlerini kazanmak için kenara çekilirken Hela Asgard’ı işgal eder ve Ölüm Tanrıçası olmanın gerekliliğini ziyadesiyle yerine getirir. Artık kurtuluş Asgard’ın sonu olacak olan Ragnarok’da mıdır diye sorarak filmin ana özetini toparlayabilirim.

Ancak her ne kadar karanlık korkutucu kıyamet dolu bir konu gibi gözükse de Thor’un üçüncü filmini Taika Waititi gibi daha önce de Green Lantern’i rezil eden bir yönetmene emanet edilince oldukça cıvık bir Thor filmi olmuş. Daha önceki filmleri yöneten  Kenneth Branagh gibi bir duayene ya Game of Thrones, Sopranos ve Oz gibi şahane dizilerin birçok bölümünü yöneten Alan Taylor’a film emanet edilseydi muhtemelen daha farklı bir film izlerdik. Gel gör ki IMDB’deki şişirilmiş 8,3 puanına rağmen kötü bir film var elimizde.

Neden bunu diyorum nedenlerini sıralayalım; Bir kere Thor her zaman ciddi duruşlu (Gökgürültüsü Tanrısı olmasından mütevellit diye düşünüyorum) bir karakterdi. Komik sahnesi olsa da genelde karşısında zevzek bir karaktere verdiği ciddi tepkiler nedeniyle komik sahneler oluşuyordu. Ama bu filmde bir standupçı edası ile laf ebelikleri ve hatta koca Tanrının yere düşmesi, dayak yemesi  ya da sakarlık yapması üzerine slapstick komediye varacak hareketler işin tamamen ciddiyetini bozmuş. Yönetmen komedi soslu süper kahraman filmi değil de süper kahraman soslu komedi filmi çekmiş resmen. Hele kendisinin oynadığı Korg karakteri tamamen gereksiz, karakterin baz alındığı Planet of The Hulk çizgiromanındaki karakterden uzaktan yakından alakası olmayan bir karakter var filmde. Bakın dediğim yanlış anlaşılmasın bu tür müziplikleri God of Mischief olan Loki yapması hiç göze batmıyor ancak Thor, Korg, Executioner, Grandmaster gibi normalde ciddi tiplerin filmde meze unsuru yapılması hiç hoşuma gitmedi.

Çizgiroman hikayelerine birebir uyulmayacağının hiçbir zaman farkındayım. Ancak Kuzey mitolojisinde olmasından kaynaklı Sarışın beyaz tenli olan Valkyrie’yi siyahi aktöre oynatmak neyin kafası onu da çözemedim. Bu son yıllarda karşımıza çıkan etnik kökenlilere pozitif ayrımcılık zaman zaman böyle saçma kararlar aldırıyor diye düşünüyorum.

Filmin %70’ini net bir biçimde sevmediğimi söylemeliyim. Led Zeppelin’in müthiş şarkısı Immigrant Song eşliğinde izlenen aksiyon sahnelerini içeren, filmin savaşçı bir tanrı hakkında olduğunu hatırladıkları kalan %30’luk kısmını ise sevdiğimi söyleyebilirim.

Gelelim bu filmi kim izlesin kısmına 🙂 Bir kere bu kadar laf söylememe rağmen ben Geek’im ben Nerd’im ben çizgiroman okurum diyen kişiler izlemeli. Ancak onun dışında kalan kısım kesinlikle uzak durmalı. Ben bile bundan önceki 23 Marvel bazlı filmi izledim diye izledim sırf takımı bozmamak adına.  Daha önceki filmlerin hiçbirini izlememişlerin aklı kim bu yeşil iri kıyım adam, Thor’a bitmeyen bira bardağı ikram eden cinci hoca kim gibi sorularla karışmasın diye hiç bulaşmasalar daha iyi.

Son eleştirim ise Marvel Şirketine olacak (evet çok duydular beni gerçekten). Son çekilen 4-5 film aynı patternde gidiyor. Şirket artık ne yapsam mallar izliyor 1 milyar dolar gişe hasılatı garanti diye bakıyorlar diye düşünmeye başladım. Açıkçası en son izlediğim Black Panther fragmanı da bu düşüncemi destekler nitelikte. Çizgiroman filmlerinin bir modadır geçer haline gelmemesi için yeni birşeyler yapılması gerektiğini düşünüyorum.

 

Sevgiler,

EB

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir