Ekmeğinin Peşindeki Adama Bulaşmayacaksın Dedirten Adam Gibi Adam Joe Braven

Selamlar,

Uzun bir aradan sonra vizyonda izlediğim filmlerden önce hafif çerezlik kendi halinde bir film tanıtmak istedim.

Joe Braven ile tanışın, Braven Kanada’da ufak çaplı (Bizim KOBi dediğimiz cinsten) bir kereste firması olan şirketindeki mavi yaka işleri de kendi kendine halleden tam bir emekçi. İriyarı ve sert görünüşüne aldanmayın. Elemanlarının güvenliğini önemser hatta tır kullanan şoförlerine ( ki büyük çaplı şirketlerde bile zor görünen bir kaygıdır bu) “Aman dikkatli kullan, gerekirse mola ver” diyecek kadar şefkatli. Kısa zaman önce kaza geçirmiş ve bunama belirtileri gösteren babasını bile huzurevine yatırmaya kıyamamış, karısı, kızı ve babası ile beraber yaşayan kendi halinde bir adam. Tabii bu kadar huzurlu bir ortam bozulacak ki filmin izlenecek bir yanı olsun değil mi 🙂 Bu filmde de  Braven’ın iyi niyetini suistimal eden tır şoförlerinden birinin ufak çaplı bir uyuşturucu baronu ile yaptığı iş nedeniyle Braven ile baron yüzyüze gelir ve ailesi için Braven tek başına tüm çeteyle mücadele eder.

Film kesinlikle mütevazi bütçe ile çekilmiş olduğu ortada olan bir film. Artık standartlaşmış olan iri kıyım tatlı sert iyi adam rollerine alışık olduğumuz Jason Momoa’nın yanına yeteneklerinden kesinlikle şüphe edilmeyecek olan ancak nispeten az ünlü diyebileceğimiz yardımcı oyuncuların olması bütçenin biraz düşük olduğunu belli ediyor. Aslında konu olarak da klasik diyebileceğimiz bir konu olsa da film kendini izletiyor. Tabii bunda yaklaşık 1 ay önce Aytepe’ye olan seyahatimden sonra kara doyamamış olmam ve filmdeki şahane Kanada Dağlarındaki Karlı ortamların katkısı da büyük.

Aksiyonu seven, izleyecek film bulamadığında kenarda duracak acil durum filmi olarak tüm film severlere filmi tavsiye ediyorum.

Sevgiler,

EB

Memlekette Buz Vardı Da Biz Mi Hokey Oynamadık

Şimdi kabul edelim Amerika Kıtası’nda popüler olan spor dallarını ülkece pek anlamıyoruz. Beyzbol deseniz kale yok bir şey yok, kural bol hiç bize göre değil. Amerikan Futbolu denen topun yuvarlak bile olmadığı oyunu desen (ki Üniversitede çok çok kısa bir süre de olsa oynamışlığım var) kahvede bedava izletsen izleyecek adam bulamazsın. Buz Hokeyi ise belki biraz daha seri ve en azından kaleye gol atma üzerine olduğu için bizim ülke olarak sevdiğimiz spor dalına kıyısından köşesinden  benzeyen ve takım oyuncuları arasında yumruklaşmanın oyunun kuralları dahilinde olması aslında biraz pazarlaması yapılsa memleketçe sevilecek bir spor dalı olduğunu bana düşündürttü.

Hollywood’da da aslında hokey çok ilgi çekici bulunmuyor. Beyzbol ve Amerikan Futbolu hakkında tonla film varken hokey filmleri neredeyse yok denecek kadar az. İnternette en iyi 15 hokey filmi gibi listeler bulsam da Goon izlediğim ilk buz hokeyi filmi oldu. Ayrıca kabul etmeliyim ki Pazar Pazar  kısa süreli, çerezlik bir film izlemek istedim ve posterdeki ağzı yüzü kanlı adamlar ilgimi çekti. Tabii kadroda başrol olmasa da karizmasına hayran olduğum Liev Schreiber ‘ın  ve Sons of Anarchy adlı şahane motorsiklet çetesi dizisinden tanıdığım ve aslında çok da ünlü hiçbir zaman olmasa da Kim Coates  filmi izlemeye başlama nedenim oldu. 

Film kalburüstü ailesinde bir yer edinememiş takdir görmemiş ve bar fedailiği yapan Doug Glatt (Seann William Scott) ‘ın yaşanan birçok raslantı sonucu başarılı bir hokey oyuncu olmasının hikayesini anlatıyor.  

Filmin sevdiğim yönleri müzikleri, arada he he diye kısa kahkahacıklar attıran birkaç komik esprisi, fena olmayan dövüş sahneleri ve yürüyen karizma Liev Schreiber ‘ın tüm sahneleri oldu. Malesef filmin eksi yönleri ise haneye büyük bir eksi yazdıran ve aslında American Pie’daki Stiffler rolü Seann William Scott‘ın üstüne yapıştı pek yeteneği de yok eleştirisini haklı çıkartan performansı, giriş, gelişme ve sonuç bölümleri arasındaki zayıf geçişler ve buram buram Amerika kokması oldu. Şimdi son dediğim ilk başta garip gelebilir ama karakterlerin tüm hareketleri sadece orta-sınıf Amerikalılara hitap ediyormuş hissi oldukça rahatsız ediciydi. Yani bir Hangover tüm dünyayı güldürdü ama bu olsa olsa Dallaslılar ile Torontolular’ı anca güldürebiliyor.

Hal böyle olunca bir film daha izlesek de olur izlemesek de listemize ekleniyor. IMDB’de verilen 6.8 puanın nedeni büyük ihtimalle fanatik hokey hayranları çok da bu puana aldanmamak gerekiyor.

 

Sevgiler,

EB

 

Tıpkısının Aynısı

Selamlar

Bu sefer biraz eskilere gidiyoruz, 1988 yılına. Tanıttığım filmleri kategorize etseydim eğer kesinlikle “Rahatsız Edici Filmler” kategorisine koyacağım bir film ile karşı karşıyayız.

Film aynı yumurta ikizi olan ve ikisi de jinekolog  Mantle Kardeşler’i anlatmakta. Her ne kadar aynı yumurta ikizi olsalar da biri diğerinden daha kendine güvene sahip bu nedenle de tanıştığı her kadını elde edebilen hızlı bir çapkın. Görüştüğü kadından sıkıldığında ise kadının haberi olmadan ilişkide geri plana geçip kadını diğer kadına paslamakta. Bu düzen iyi bir biçimde giderken birlikte işlettikleri muayeneye güzel bir aktris girer ve ilk defa ikizlerden utangaç olan kadına aşık olur. Hal böyle olunca bu “paylaşma” işi yürüyecek mi filmi izleyenler bu sorunun cevabını alacak.

Filmin yönetmeni  David Cronenberg  ‘i takip edenler filmlerin rahatsız edici olduğunu ve genelde fiziksel deformasyon sahneleri ile izleyiciyi rahatsız ettiğini bilir. İlgili örnek için sadece The Fly filmini gösterebilirim.  Bu filmde ise işin daha çok  psikolojik yönüne odaklanmış. Tabii bu süreçte film Jeremy Irons ‘ı Jeremy Irons da filmi yüceltmekte. İlk başlarda hangi ikiz sahnede olduğu anlaşılmıyorken ortalara doğru yavaş yavaş kimin kim olduğu ortaya çıksa da sonlara yönetmenimiz sağ olsun algı gene sıfıra iniyor ve final de filme yaraşır bir şekilde allak bullak ediyor insanı.

 

 

Sevgiler;

EB