İnsanları Hem Birleştiren Hem de Ayıran Lanet İcatlar: Cebimizdeki Yabancılar

Selamlar,

Gene mi Sinepir efendi dediğinizi duyar gibiyim. Hat Trick’i geçtik Quadruple’a döndük yerli film konusunda.  18 yıllık aktif sinema izleyicisi olduğum dönemi tarıyorum ve dört kere üst üste yerli filme gittiğimi kesinlikle hatırlamıyorum. 2018 yılı bu anlamda kaliteli yerli filmlerin de sayesinde  benim özelimde böyle bir rekora imza attırdı. Beş olur mu diye sorarsanız muhtemelen olmayacak çünkü haftaya gelecek olan Black Panther’e gitmeyi planladığım için seriyi bozacağız gibi gözüküyor.

Gelelim filmiimizin konusuna, bakalım beyazperde.com ‘da ne yazılmış:

Yedi eski dost bir akşam yemeğinde bir araya gelmeye karar verir. Herkes sofranın başında oturmuş sohbet etmekte, şen kahkahalar eşliğinde yemek yemektedir. Yemek sırasında bir oyun oynamaya karar verilir. Oyun oldukça basittir; herkes telefonlarını masaya koyacak, gelen her mesaj ve bildirim yüksek sesle okunacaktır. Yedi dostun maskelerinin ardındaki hayatlarını ile cep telefonlarını ortaya koymaları ilişki dengelerini altüst eder. Bunca zaman çok yakın dost olduklarını düşünün grup aslında birbirlerine yabancıdır.

Film öncelikle 2016 yapımı İtalyan Filmi Perfetti Sconosciuti yani Perfect Strangers’dan uyarlanmış. Genelde adı bilinmeyip “Mavi Saçlı Tontiş Kadın” olarak anılan ancak tabii ki bu tanımın oldukça ötesinde olan bir sanatçı Serra Yılmaz’ın ilk yönetmenlik denemesi. Ebedi kankası Ferzan Özpetek’in de desteği ile bu sınavdan alnının hakkıyla çıktığını söyleyebilirim. İlk denemede kendisinin tanıdık suları olan İtalyan Sinemasından bir örneğin yerli adaptasyonu güzel bir seçim olmuş.

Filme gelecek olursak  ağırlıklı olarak yemek davetinin geçtiği evde ve sadece 7 karakterle (Çiftlerin birkaç repliği olan çocukları ya da anne babalarını saymıyorum) oldukça minimal olan film aslında oldukça fazla şey anlatıyor. Teknolojinin gelişmesiyle herkesin elindeki telefonlar yavaş yavaş uçaklardaki kara kutulara dönmesini, aslında eşe dosta söyleyemeyeceğin bir çok şeyi küçücük aygıtlara aktardığımızı ve bu kara kutular açılırsa Pandora’nın Kutusu’nun açılmasına eşdeğer küçük kıyametler yaşanabileceğini oldukça güzel anlatmış. Tabii burada başta bu aralar yükselen trend olan Çağlar Çorumlu olmak üzere tüm oyuncuların güzel performansları da büyük etken. Filmi izleyen arkadaşlara “Siz böyle bir oyun oynar mısınız” diye sorduğumda pek tatmin edici cevap alamadığımı da söylemeden edemeyeceğim.

Film benim için oldukça ortalama üstü. Zaten her yerli film tanıttığımda yazdığım -ve sıkılmadan yazmaya devam edeceğim- artık cesur filmlerimiz olması gerektiğini, sadece gaz çıkartan, işeyen, tüküren küfür eden karaktere bel bağlayan (ki bu hafta bir tane daha adını bile anmak istemediğim bir film vizyona girmiş ve salonları işgal etmekte) filmlerin azalarak bitmesinin, Cebimdeki Yabancı gibi, Ölümlü Dünya gibi, ille güldürmeyi planlıyorsa Aile Arasında gibi kaliteli filmlere ihtiyacımız olduğunu belirtmek istiyorum. İşte bu yüzden bu filmi de sevdim. İlle eksik birşey yok mu diye sorarsanız adet yerini bulsun filmi oldukça fazla “beyaz yaka” buldum. Filmde yer alan karakterlerin meslekleri  sırasıyla şöyle: doktor, muhasebe müdürü, psikolog, uluslararası şirkette satış müdürü, veteriner, fitness antrenörü ve akademisyen. Yani filmde bahsi geçen konu metropollerde yaşayan ve genel olarak benim de çevrem olan beyaz yakalılara  hitap etmesi filmdeki karakterleri gerçek bulmayacak başka bir kitle oluşturacak ancak ben film sevenlere Cebimdeki Yabancı’ya şans vermelerini tavsiye ederim.

Sevgiler,

EB